Konusu:
Kitap, bir devrim sonrası kütüphaneci olan Kiela’nın yaşadığı yerden ayrılmak zorunda kalmasıyla başlıyor. Konuşan bitkisi Caz’la birlikte çocukluğunu geçirdiği adaya sığınıp burada ada halkına yardım etmesini, bir büyü dükkânı açmasını ve yeni bir hayat kurmasını okuyoruz.
Yorumum:
Yazım dili çok akıcıydı, betimlemeler yormuyordu.
Fantastik yönü güzel işlenmişti; sade ama sıkıcı değildi.
Ufak bilgiler verilmesi kitabın daha samimi, tatlı ve içten olmasını sağlamış (reçel yaparken oldu bittiye getirmektense adımlarından bahsetmesi hoştu).
Kiela’nın kişiliği bana çok gerçekçi geldi; hemen herkesle yakın olmaktan çekinmesi, hiç tanımadığı birinin ona iyi niyetli bir şekilde de olsa yardım etmesine mesafeli davranması, hikâyenin daha samimi bir altyapı oluşturmasını ve aralarında yavaş yavaş gelişen ilişkinin daha doğru aktarılmasını sağlamış.
Yan karakterlere de bayıldım; onlarla geçirdiği zamanları okumak çok keyifliydi.
Fantastik unsurların çeşitlendirilmesi çok güzeldi; deniz kızlarının, at balıklarının, yanlış büyüler sonucu kuşa dönüşen ağaçların olması hikâyeye renk katmıştı.
Olayların işlenişi ve akış hızı tam olması gerektiği gibiydi; her şey sakin ama emin adımlarla sonuçlandı.
Kitabın kapağına baktığınızda hissettiğiniz huzur, okurken de devam ediyor. Kitabın şömizi, iç kapağı, yan boyaması ve ayracı… Hepsine bayıldım. Kapaktaki tasarımın betimlemelere cok uygun olduğunu düşünüyorum.
Bir kitap bittikten sonra kitaplığınızda görürsünüz ve ne kadar zaman geçerse geçsin okurken hissettiğiniz duyguları yeniden hissedersiniz; aynı sıcaklık, aynı huzur… Bu kitap bana her seferinde bunları hatırlatıyor ve keşke hiç okumamış olsaydım da ilk kez, aynı heyecanla okuyabilseydim diyorum.
Fantastiği seviyorsanız ama ağır kurgulardan yorulduysanız, araya