Yönetime hoş görünmek için bu kadar alçalabilen doktorun ödlekliğini eziyorum. Başka bir sınıfın acı ve sıkıntılarına kayıtsız kalan bir sınıf insanın kayıtsızlığını eziyorum. Fransız halkının cehaletini, iki yılda bir Saint-Martin-de-Ré'den yola çıkan insan yükünün nereye gittiğini ve nasıl olduğunu düşünmeyecek kadar ilgi ve merak yoksunluğunu eziyorum. Belirli bir cinayet işlediği gerekçesiyle bir adam hakkında patırtılı yazılar yazan polis muhabirlerinin birkaç ay sonra aynı insanların bile unutabilmelerini eziyorum. Günah verenleri dinleyen, kürek cehenneminde olup bitenleri bildikleri halde susan Katolik papazları eziyorum. Suçlayanla kendini savunan arasında bir "hitabet oyunu" biçimi alan ceza muhakemeleri usulünü eziyorum. "Durdurun kuru giyotininizi, yönetime bağlı memurların kolektif sadizmine bir oğul verin" demek için konuşmayı yükseltmeyen 'İnsan Hakları Kuruluşu'nu çiğniyorum. Hiçbir örgütün ya da düzeninin bu prosedür sorumlularını sorguya çekilme süreci, iki yılda bir, neden mahkumların yüzde yüzde sekseninin yok olduğunu sormayışını çiğniyorum. İntihar, düşkünlük, devamlılık açlık, skorbüt, verem, delilik ve erken bunama teşhisleriyle imzalanmış resmî ölüm raporlarını çiğniyorum. Kim bilir daha neler ayaklarımın altında eziyorum? Ama bütün bu olup bitenlerden sonra muhtemelen eskisi gibi yürümüyor, onun sürekli bir şeyleri çiğniyorum.