Kürşad, bir alıntı ekledi.
19 dk.

Ben, kendi kendimi bütünüyle mahvettim. Artık kendimi kıyaslayabileceğim herhangi bir şey var mıdır; ahlak kuralları filan? Bana faydası olacak hiçbir ahlak kuralı yoktur artık. Hele böyle bir durumda ahlak dersleri kadar yersiz bir şey olamaz. Ah, şu kendini beğenmiş tipler! Böbürlene böbürlene sana nasihatler vermeleri! Şu anki durumumun iğrençliğini ve pisliğini en az kendileri kadar bildiğimi bilselerdi, o koca dillerini sallamaktan vazgeçerlerdi. Bana bilmediğim ne söyleyebilirler ki? Benim sorunumla ilgili ne bilebilirler ki?

Kumarbaz, Fyodor Mihailoviç DostoyevskiKumarbaz, Fyodor Mihailoviç Dostoyevski

Rina(2009)
O düğün çoktan bitti Özer. Hatırlar mısın? Her şey ne kadar güzeldi o zamanlar, ne kadar saf, ne kadar gerçek... Yanılmışım be Özer. Meğer sadece biz beslemişiz bitmeyecek sandığımız büyük aşkımızı. Limana yanaşmayan gemiye boş yere halat sallamışız bunca sene. İlk defa bir düğünde değmişti eli elime Melek'in. Asi Melek... Son defa da bu teknede sapladı ayrılığı yüreğime. Şimdi bu yorgun eller nasıl söküp çıkarsın içimdeki acıyı Özer? Ha nasıl? Belki de hata bizdedir be Özer, gördüm mü susmayacaksın, sevdim mi bırakmayacaksın, derler. O gidelim buralardan dedikçe ben daha da saplanıp kaldım bu kara parçasına. Yanlış yaptım demiyorum ama yalnız kaldım be Özer. Yalnız kaldım.

Yeis, Ümitsizlik..
Asla ümitsizliğe kapılmamalıdır. Çünkü, yeis, ferd, aile ve milletlerin en dehşetli bir hastalığıdır. Bir yönüyle, acizlik ve korkudan kaynaklanır.

Ümitsizlik, hayatı anlamsız yapar ve çekilmez hâle getirir. Maddî imkânları yerinde olsa da yeise düşen insanlar, ya alkol ve uyuşturucuya, ya başka bir sapıklığa veya intihara teşebbüs edebilirler. Çünkü onlara göre hayatın mânâsı kalmamıştır artık.

İslâm ise, ruh ve kalblere huzur getirir. Yeis bu huzuru baltalar, tahrip eder, öldürür. Yeis terakkî ve ilerlemenin de en büyük ayakbağıdır.
İnsan heyecanlı ve hareketli bir fıtrata sahiptir. Bunu ise ancak ümitle kazanır. Yeis ise ümidi öldürür, heyecan ve hareket bırakmaz insanda.
Tembellik de yeis bataklığında yaşar.
Toplum hayatını alt üst eden yeis, ferdi, toplumu düşünmekten koparıp, şahsî menfaatlerine yöneltir.

Yeis bir mânâda, rahmet-i İlâhîyi de suçlamak demektir. Allah’ın sonsuz gücüne, yardımına, esirgeyicilik ve bağışlayıcılığına güvensizliktir.

Ümitsizlik hakkında daha pek çok şey söylenebilir. Ancak mühim olan bu hastalığı tedâvî edebilmektir. Cenâb-ı Allah, Kur’ân-ı Kerîm’inde, Müslümanlara ısrarla yeis ve ümitsizlikten uzaklaşmaları îkazında bulunur:

“Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz.” (Zümer Sûresi, 35.)

Bunun yanında doğrudan, yahut dolaylı olarak yüzlerce, binlerce âyet-i kerîme ümidi aşılarken, yüzlercesi de ümitsizliğe düşmemenin yollarını gösterir.

Elbette sonsuz gücü, sonsuz hikmet ve kudreti, sonsuz merhameti bulunan bir Rabb-i Rahîm’e inanan bir Müslüman, asla ümitsizliğe düşmez. Üzüntüsü yeise dönüşmez, inançsızlarınkine hiç benzemez.

Yeisin önemli bir ilâcı, kadere imân olduğu için mü’min üzüntüde de ölçülü olur. O bilir ki her şey kader ile takdir edilmiştir. Kaldıramayacağı hiçbir yük yüklenmemiştir.
Unutmayın:

- Yeis, aczden gelir. Yeis, mâni-i herkemâldir. Hamiyet ise, şiddet-i mevânia karşı şiddetle metânet etmektir. (Münâzarât, s. 30.)

- Yeis; ümmetlerin, milletlerin “seretan” (kanser) denilen en dehşetli bir hastalığıdır. Ve kemâlâta mani ve “Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz!” hakîkatine muhaliftir.

- Yeis, en dehşetli bir hastalıktır ki, âlem-i İslâmın kalbine girmiş.
- Yeis mâni-i her kemaldir. “Neme lâzım, başkası düşünsün” istibdadın yadigârıdır.
- İnsanları canlandıran emeldir, öldüren yeistir.
(Mektûbât, Bediüzzaman Said Nursî, Yeni Asya Neşr., s. 447.)


(Alıntı)

"Oldum olası içimde biri,tüm gücüyle hiçbir şey olmamaya çalışıyor.."

Albert CAMUS

İlknur Akan, bir alıntı ekledi.
 26 dk.

Bir gün onu unutursam, gözleri sayılardan başka şey görmeyen büyüklere dönerim.

Küçük Prens, Antoine De Saint-ExupéryKüçük Prens, Antoine De Saint-Exupéry
Semina, bir alıntı ekledi.
28 dk. · Kitabı okuyor

Ve korkum benim en iyi yanım olduğu için belki de bende sevdiğin şey sadece o. Yoksa bende sevilmeye değer başka ne bulunabilirdi? Ama bu sevilmeye değer.

Milena'ya Mektuplar, Franz Kafka (Sayfa 246)Milena'ya Mektuplar, Franz Kafka (Sayfa 246)
Samet KAYA, bir alıntı ekledi.
35 dk.

Yıldız
Gökte herkesin bir yıldızı olduğu doğruysa, benimki çok uzakta, karanlık ve pek önemsiz bir şey olmalıdır. Belki de benim hiç yıldızım yok.

Kör Baykuş, Sadık Hidayet (Sayfa 59 - Yapı Kredi Yayınları)Kör Baykuş, Sadık Hidayet (Sayfa 59 - Yapı Kredi Yayınları)

SONRA YAPILACAK TEK ŞEY Var.
Sen. Makine başındaki adam ve atölyedeki. Sana yarın su boruları ve vanalar yerine çelik miğferler ve makineli tüfekler yapmanı emrederlerse, yapılacak bir tek şey var: HAYIR de!... Sen. Tezgahı ardındaki kız ve bürodaki kız. Sana yarın bomba doldurmanı ve keskin nişancı tüfekler için hedef dürbünleri monte etmeni emrederlerse, yapacağın bir tek şey var: HAYIR de!...
Sen. Fabrika sahibi. Sana yarın pudra ve kakao yerine barut satmanı emrederlerse, yapacağın bir tek şey var: HAYIR de!...
Sen. Laboratuardaki araştırmacı. Sana yarın eski yaşama karşı yeni bir ölüm icat etmeni emrederlerse, yapacağın bir tek şey var: HAYIR de!...
Sen. Odasındaki ozan. Sana yarın aşk şarkıları yerine nefret şarkıları söylemeni emrederlerse, yapacağın bir tek şey var: HAYIR de!...
Sen. Hastası başındaki doktor. Sana yarın savaşa adam yazmanı emrederlerse, yapacağın bir tek şey var: HAYIR de!...
Sen. Kürsüdeki din adamı. Sana yarın savaşa dair kutsal sözler söylemeni emrederlerse, yapacağın bir tek şey var: HAYIR de!...
Sen. Vapurdaki kaptan. Sana yarın buğday yerine top ve tank taşımanı emrederlerse, yapacağın bir tek şey var: HAYIR de!...
Sen. Havaalanındaki pilot. Sana yarın kentler üzerine bomba ve fosfor yağdırmanı emrederlerse, yapacağın bir tek şey var: HAYIR de!...
Sen. Dikiş masası başındaki terzi. Sana yarın üniformalar dikmeni emrederlerse, yapacağın bir tek şey var: HAYIR de!...
Sen. Cübbesi içindeki yargıç. Sana yarın savaş mahkemesine gitmeni emrederlerse, yapacağın bir tek şey var: HAYIR de!...
Sen. İstasyondaki adam. Sana yarın cephane treni ve kıt'a nakli için kalkış sinyali vermeni emrederlerse, yapacağın bir tek şey var: HAYIR de!...
Sen. Kentin varoşlarındaki adam. Sana yarın gelir de siper kazmanı emrederlerse, yapacağın bir tek şey var: HAYIR de!...
Sen. Normandiya'daki ana ve Ukranya'daki, sen Frisko ve Londra'daki ana. Sen Hoangho ve Missisippi' deki ve Hamburg ve Kore ve Oslo'daki ana., bütün toprak parçaları üzerindeki analar, dünyadaki analar, sizden yarın yeni kırgınlar için hemşireler ve çocuklar doğurmanızı isterlerse, dünyadaki analar, yapacağınız bir tek şey var: HAYIR deyin!...

Analar, HAYIR deyin!... Çünkü eğer hayır demezseniz, eğer hayır demezseniz analar, sonra, sonra: Gürültülü vapur dumanlarıyla yüklü liman kentlerinde büyük gemiler inildiye inildiye sessizleşecek, dev mamut kadavraları gibi su üstünde ölgün ve hantal, su yosunu, deniz bitkileri ve midye kabuklarıyla kaplı, önceleri öyle ipildeyip çınlayan gövdesi mezarlık ve çürümüş balık kokusuyla yüklü, yıpranmış, hasta ve ölü gövdesi rıhtım duvarlarına karşı, ölü ve yalnız rıhtım duvarlarına karşı yalpalanacak. Tramvaylar beyinsiz, ışıltısız, cam gözlü kafesler gibi yamru yumru olacak. Çürümüş hangarların arkasında, büyük çukurlar açılmış yitik caddelerde raylar öylece duracak. Çamur grisi, pelteleşmiş, kurşuni bir sessizlik dönenecek ortalığı, her şeyi unutarak, büyüyecek okullarda ve üniversitelerde ve tiyatro salonlarında büyüyecek, stadyumlarda ve çocuk parklarında, korkunç ve hırslı kesintisiz bir sessizlik büyüyecek. Güneşli taze bağlar yıkık yamaçlarda çürüyecek, kuraklaşan toprakta kuruyacak, pirinç ve patates ekilmeyen tarlalarda donacak ve sığırlar katılaşmış bacaklarını devrilmiş iskemleler gibi dikecek gökyüzüne. Enstitülerde büyük doktorların dahi buluşları asitlenecek, çürüyüp, mantarsı küfle kaplanacak. Mutfaklarda, hücre odalarda ve kilerlerde, soğuk hava depolarında ve ambarlarda son torba un, son kase çilek, kabak ve diğerleri bozulup gidecek, ekmek ters çevrilmiş masaların altında, parça parça olmuş tabakların üstünde yemyeşil kesilecek, ortalığa yayılan yağ arap sabunu gibi kokacak, tarlalarda buğday paslanmış karasabanların yanına düşüp kalacak, yok edilmiş bir ordu gibi ve tüten tuğla bacalar, demirci ocakları ve yıkık fabrika bacaları sonsuz çimle kaplanarak ufalanacak, ufalanacak, ufalanacak. Sonra son insan dökülüp parçalanmış barsaklarıyla ve kirlenmiş ciğerleriyle zehir gibi kızaran güneşin altında yalnız ve yanıtsız ve yalpalayan yıldızların altında bir yanılgı gibi ordan oraya dolaşacak, o kocaman beton yığınları, tenha kentlerin soğuk putları ve gözden kaçması olanaksız toplu mezarlar arasında yalnız, son insan, kupkuru, delirmiş, allaha küfrederek, yakınarak o korkunç soruyu soracak : NEDEN? Bu ses bozkır derinliğinde yiterek duyulmaz bir hale gelecek, yıkıntılar üzerinde esecek, çatlaklar arasından akacak, bu ses, ibadethane enkazları içinde ve sığınaklara çarparak şaklayacak, kan birikintileri üzerine düşecek, duyulmayacak, yanıtlanmayacak, son insan-hayvanın son hayvanca bağırışı. Tüm bunlar olacak, yarın, yarın belki, belki hemen bu gece, belki bu gece, eğer-eğer-eğer siz.
HAYIR demezseniz!

Şu anda çekilmez bir haldeyim.
Yorgunum, uykusuz, hüzünlüyüm.
Sanki bir şey beni engelliyor ve özgürleşemiyorum...

Franz Kafka