Puan vermedi
Michael Ende / Momo Pegasus Yayınları ️️️️️ Herkese selam arkadaşlar️ Bugün sayfamda çok heyecanlı bir ilk buluşma var. Kalemiyle, kurgusuyla ilk defa tanıştığım ve Ben bu yazarı neden daha önce okumamışım?’ dediğim o muazzam yazarla, Noelle W. Ihli ile geldim… Günlük yaşam içinde çok büyük bir sır vardır. Bu büyük sır, zamandır. Bazı kitaplar okunur ve biter, bazıları ise insanın içinde yaşamaya devam eder. Momo da benim için tam olarak böyle bir kitap oldu… Momo, zamanı çalan Gri Adamlar’a karşı verdiği mücadeleyle aslında hepimize hayatın en değerli hazinesinin zaman olduğunu hatırlatıyor. Günümüzün bitmek bilmeyen telaşı içinde daha çok çalışmaya, daha hızlı yaşamaya ve sürekli bir yerlere yetişmeye çalışırken; sevdiklerimize, kendimize ve gerçekten yaşamaya ayırdığımız zamanı nasıl ihmal ettiğimizi gözler önüne seriyor. Kitap boyunca beni en çok etkileyen şey Momo’nun insanları gerçekten dinleyebilme yeteneğiydi. Herkesin konuşmaya odaklandığı bir dünyada, birini yargılamadan ve tüm kalbiyle dinlemenin ne kadar kıymetli olduğunu yeniden hatırlattı bana. Momo’nun sadık dostu Kassiopeia ile birlikte Gri Adamlara karşı verdiği mücadeleyi de büyük bir keyifle okudum. Bu kitap sadece çocuklara yazılmış bir masal değil; zamanı, dostluğu, sevgiyi ve hayatın gerçek değerlerini hatırlatan derin bir yaşam hikâyesi. Okurken birçok yerde durup düşündüm. Çünkü bazen sevdiklerimizle geçirilen bir saat, aylar süren koşuşturmacadan çok daha değerli olabiliyor. Zaman aslında yaşamın kendisi ve yaşamın yeri de yürektir… Her yaştan okuyucunun kendinden bir şeyler bulabileceği, etkisi uzun süre benimle kalacak unutulmaz bir eserdi. #Momo #MichaelEnde #pegasusyayınları
MomoMichael Ende · Pegasus Yayınları · 201782,2bin okunma
6/10
·332 syf.··
Beğendi
·
2026 58. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 14:01
"Hiç yapmadığın bir şey yap, yardım iste, diyemem. Belki istemek, kendine yetmeye çabalamaktan çok daha kolaylaştırırdı hayatını. Ama sen herkesi gözeterek uygun zamanını kollarken uykusuz gecelerde aklına sahip çıkmakta zorlandın." 20 Yaşıma Mektup, Doğan Kitap'ın 20.yılına özel yazarlarından, kendi 20 yaşlarına mektup yazmalarını isteyerek oluşturduğu bir kitap. Fikir olarak gerçekten çok güzel bir fikir çünkü bu kadar çok yazarın hem kendi hayatlarına dair bir şeyler okumak hem de bu kitabı okuyacaklar için verebilecekleri tavsiyeleri okuyabilmek çok güzel olabilirdi. Bunun dışında özellikle farklı yazarlardan tadımlık yazılar gibi düşünürsek yeni yazarlarla tanışmak için de güzel bir fırsat oldu. Ancak tek sıkıntı şu ki maalesef ben bu kitaptan biraz daha açık, daha dürüst ve daha derinlikli bir şeyler beklerken bazı yazarlar direkt konsepti anlamamış ya da anlamazdan gelmiş, bazıları da çok yüzeysel bir şekilde yazmıştı yazılarını. Birkaç yazar hariç maalesef beklentimi karşılayan bir kitap olamadı. "Yüzüne gözüne bulaştırıyorsun ama olsun yine sev. Olmayacak hayaller kuruyorsun ya, mesela belki bir gün Örümcek Adam filan gibi süper güçlerin olur diye kimseye söylemeden gizli gizli kuvvetle inanıyorsun ya, belki atlasan uçabilirsin gibi filan, yine inan. Basketbolda berbatsın ama oyna, öyle pek esprili sayılmazsın ama dene ve çok kötü gitar çalıyorsun ama çal yine. Yaptığın bütün aptallıkları yine yap yani. O küçük sevimli saçmalıkların öyle çok olsun ki, şimdilerimde seni düşündüğümde, harika hatta muhteşem tuhaflıklarına yürekli inancını hatırlayıp - senin ellerinden tutup yani- yenilerine yürüyecek güç kalsın içimde azıcık daha yarınlara."
20 Yaşıma MektupKolektif · Doğan Kitap · 20191,634 okunma
Reklam
9/10
·1536 syf.··
Beğendi
·
2025 38. kitabı
·
26 günde okudu
·
Okunma: 30 Mayıs 2025 00:00
MONTE CRISTO KONTU I & II ALEXANDRE DUMAS 1532 SAYFA Her felaketin iki ilacı vardır : Zaman ve sessizlik. Denizci Edmond Dantès, bir iftira sonucu tutuklanıp İf Şatosu'ndaki zindana atıldığında özgürlüğüyle beraber, çok sevdiği nişanlısı Mercedes'i ve babasını da kaybeder. Yıllar süren bu esaret sürecinde tek dostu ve dayanağı, kendi gibi bir mahkum olan rahip Faria'dır. Acı tecrübelerle geçen yıllar sonunda kaçmayı başarır bu korkunç zindandan. Rahip Faria'nın öğretileri sonrası artık çok bilgili, güçlü ve zengin bir adamdır. Aklında ise tek bir şey vardır. Hayatını, aşkını, özgürlüğünü ve babası ile geçireceği yılları elinden alanlardan intikam almak. Pek çoğunuzun okuduğunu düşündüğüm harika bir klasik Monte Cristo Kontu. Lise yıllarında özet halinde okuduğum bu eseri, tam metin olarak yıllar önce okumuştum. Sonrasında sevgili Sevilay ile yeniden okuduk ve iyi ki de okuduk. Teşekkür ediyorum canım eşlik ettiğin ve kitap üzerine yaptığımız güzel sohbetler için Masum bir denizci olarak tutsak edilen Dantès'in gizemli bir Kont olarak geri dönüşü, bir intikam meleği edası ile Paris sosyetesinde fırtınalar estirişi, içindeki intikam ateşiyle düşmanları yanı sıra masum hayatları nasıl değiştirdiği, hayallerini, gençliğini kaybeden Edmond ve Edmond'un küllerinden doğan Monte Cristo Kontu; kesinlikle okunmaya değer. Sadece bir intikam hikayesi değil elbet okuduklarımız. İçinde aşk, nefret, kıskançlık, vefa borcu, merhamet, umut, adalet gibi pek çok duygu barındıran bir hikaye. 1844'de yazılan eser denizci Edmond'u anlatması yanında dönemin Fransa'sı ve sosyal hayatı hakkında da anektodlar içeriyor. 1802-1870 yılları arasında yaşamış olan Dumas; eserleri 100 dile çevrilmesi sebebiyle en çok okunan Fransız yazar ünvanına sahip. "Dumas'nın pek çok asistanı ve ortağı
Monte Cristo Kontu (2 Cilt Takım)Alexandre Dumas · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202537,1bin okunma
9/10
·72 syf.··
Beğendi
·
2026 59. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2026 10:13
Dün, Agota Kristof'un kendi hayatından derin izler taşıyan bir roman. Göçmenlik, dilini ve kimliğini kaybetme, kendine ve dünyaya yabancılaşma gibi temaları çok sarsıcı netlikte işleyen bir başyapıt. Agota Kristof, 1956 yılında, 21 yaşındayken Macar Devrimi sırasında 6 aylık bebeği ve tarih öğretmeni eşiyle birlikte ülkesinden kaçıp İsviçre'ye sığınıyor. Çıktığı bu özgürlük yolculuğunun sonunda kendisini İsviçre'de bir saat fabrikasında buluyor. Gündüz çalışırken, akşam da sığındığı bu yabancı ülkede tek sığınağı olarak gördüğü ana dili Macarcayla şiirler yazıyor. Romanda ana karakterimiz Tobias. Tobias, gayrimeşru bir çocuk olarak doğduğu köyde annesi ile yaşıyor ve bir gün annesi ile öz babası olduğunu öğrendiği öğretmenini bıçaklayarak ülkesinden kaçıyor ve babasının ismi olan Sandor'u kendine isim olarak alıp bir saat fabrikasında çalışmaya başlıyor. Bu çalışma süreci de onu mekanik, tekrara dayalı ve ruhsuz bir hayata hapsediyor. Bu hayatın içinde kendi içinde tutunduğu tek şey de babasının resmi olarak evli olduğu eşinden sahip olduğu kızı, kendisinin kız kardeşi, aynı zamanda okuldan da sınıf arkadaşı olan Caroline, kendisinin hitap ettiği şekilde Line oluyor. Line'a karşı saplantılı bir aşk da geliştiriyor. Sürekli aklında olan Line, bir şekilde yıllar sonra kendisiyle aynı fabrikada çalışmaya başlıyor ve olayların kırılma noktası da bir şekilde bu oluyor. Dün de bu tarihsel ve sosyo-ekonomik iklimin doğrudan ortaya çıkardığı otokurmaca bir anlatı olarak karşımıza çıkıyor. Tobias yani Sandor karakterinin ülkesini terk etmek zorunda kalışı, saat fabrikasında çalışması, kendince şiirler ve metinler yazıyor olması Kristof'un direkt bir yansıması ama bir yandan Line karakteri de Kristof'un burada bir yansıması olarak karşımıza çıkmış. Başta da bahsettiğim gibi
DünAgota Kristof · Yapı Kredi Yayınları · 20193,117 okunma
6/10
·293 syf.··
Beğendi
·
2026 25. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 00:00
Herkese selam. Bugün Hamnet hakkında yazacağım. Bu kitap hakkında söyleyeceğim ilk şey anlaşılmasının biraz zor olduğu. Her şey hakkında dolu detay olduğu için kendimi bazen aynı cümleyi birkaç kere tekrar ederken buldum. Öyle küçük detaylardan bahsetmiyorum. Hikayeyle hiç alakası olmayan kişiler, yerler veya olaylar hakkındaki detaylar okuma zevkini azalttı benim için. Kitabını okumadan önce filmini izlemiştim, o yüzden anlaması o kadar zor olmadı benim için. Filmde her olay kronolojik giderken kitapta bölüm bölüm bir geçmişe bir geleceğe gidiyorduk. Bu güzeldi. Kitapta herkes hakkında söylenen her şeyin ne kadar doğru olduğunu bilmek isterdim. Gerçekten neler olduğunu bilmek isterdim. Neredeyse beş yüz yıl önce yaşamış insanlar için ağlayıp üzülmek beni nedense biraz tuhaf hissettiriyor. Bunu düşünmek yani. Her zaman ve her yerde insan olacağımızı. Aslında söyleyeceklerimin devamı spoiler mı sayılır bilmiyorum. Çünkü zaten olmuş, bitmiş gerçek hayatlar bunlar. Genel kültürü biraz olan bir insan bilir zaten. Sinema salonunda babanın Shakespeare olduğunu bilmeyenler vardı, șoke olmuşlardı. Tepkilerini görmek çok hoşuma gitti mckaowkgosjfkakwkg onların anlayabilmesi için filmde birkaç ipucu vardı ama kitapta hiç yoktu. Shakespeare'in adı bir kez olsun geçmiyor. Bunun nedenini çok düşünmüştüm, bir kerecik olsun kendisi dışındaki aile üyeleri parlasın, onu bir tiyatro dehası yerine acı çeken oğlunu kaybetmiş bir baba olarak görelim diye olduğunu düşünüyorum. Bir de, kitaptaki Agnes'ı daha çok sevdim, ama beni hüngür hüngür filmdeki ağlattı. Umarım Hamnet'ın, oğlunun ismi yüzyıllardır aşınmadığı için rahat uyuyorsundur. Bana bu kitabı ödünç veren edebiyat öğretmenime buradan çok teşekkür ederim. Bir sonraki incelemeye görüşürüz! Hamnet Maggie O'Farrell
HamnetMaggie O'Farrell · Domingo Yayınevi · 20249,4bin okunma
Puan vermedi·704 syf.·
2026 28. kitabı
İnsan bazen kendi içine bakmaya korkar ya, hani o kimseye söyleyemediği, kendine bile itiraf ederken duraksadığı anlar vardır. Bir insanın, sırf sınırlarını görmek, "ben herkesten farklıyım, yukardayım" diyebilmek için ne kadar ileri gidebileceğini düşünün. Tam o sınır çizgisinde, insan kalabilmekle her şeyi yakıp yıkmak arasındaki o incecik bağ koptuğunda, geriye sadece o yalın acı kalıyor. ​Dünya zaten haksızlıklarla doluyken, bir de insanın iç dünyasında kurduğu o adalet terazisi var. Kafada büyütülen bir düşüncenin peşinden gidip, işe yaramaz ve zararlı birini ortadan kaldırmanın iyi bir şey olacağına kendini inandırmak... Bu düşünce başta ne kadar güçlü, ne kadar mantıklı görünürse görünsün, o ilk geri dönüşü olmayan adım atıldığı an her şey darmadağın oluyor. Asıl mesele o planı gerçekleştirmek, o cesareti göstermek değilmiş meğer. Asıl mesele, her şey bittikten sonra o sessiz, dar odada kendi kalp atışlarını dinleyerek sabahı edebilmekmiş. İnsan, zihninde büyüttüğü o fikrin altında öyle bir eziliyor ki, kendi eliyle ördüğü duvarların arasında her gün yeniden canından can gidiyor. Sokaklarda yürürken, üstünde kimsenin bilmediği o ağır sırrın yükü, her an birisi arkasından seslenecekmiş gibi gelen o korku, dışarıdaki hayattan çok daha gerçek, çok daha can yakıcı bir hal alıyor. ​Bu süreçte insanı bitiren şey polis korkusu ya da hapse girme düşüncesi de değil. İnsan kendi içinde öyle bir duvara tosluyor ki, oradan kaçış yok. Çevrendeki insanların normal konuşmaları, havadan sudan sohbetleri, sana öylece bakıp geçmeleri bile bir süre sonra o gizli günahı yüzüne vuran bir tokat gibi gelmeye başlıyor. Kendini herkesten üstün gören o kibirli kafa, yavaş yavaş yalnızlığın, tek başınalığın en dibine çekiliyor. İnsanlardan kaçmak, sevdiklerinden uzaklaşmak, aslında o uzak
1000Kitap
Suç ve CezaFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025194,1bin okunma
Reklam
Reklam