Bir vapur, kalın ve boğuk öttü. Yaratıklardan bir tavus kuşu, çirkin sesleri içinden en kalın olanıyla karşılık verdi bu düdüğe. "Kendisi gibi garip bir kuş sandı arabalı vapuru, albayım. Uzak ülkesinin özlemiyle karşılık verdi ona. Hüzünlü bir çağırış sandı vapur düdüğünü. Ben de hüzünlüyüm, ben de hüzünlüyüm dedi kocaman, bu yüzen kuşa. Ben de karada yalnızım. Sinirlenme garip kuş."
"Sen hiç gözünü kırpmaz mısın oğlum? Ne karanlık ruhun var yahu Hikmet! Biraz pencereni aç da içeri temiz hava girsin." Hikmet, sandalyesine, ata biner gibi oturdu: "Hayır, biz temiz havaya çıkalım. Parka gidelim." "Parka mı?" "Elbette. Emekli albayların ve yaralı gönüllerin canları sıkılınca başka nereye gidilir?"
Kimseye belli etmeden yavaşça evine doğru yürü, sonra birden kapıdan giriver. Yoksa, bütün emeklerin boşa gider; seni birden yakalar. (Ne yakalar? Bilmiyoruz; fakat, hiç belli olmaz.)