'Beni bir gün unutacaksan, bir gün bırakıp gideceksen boşuna yorma,' derdi, 'boş yere mağaramdan çıkarma beni. Alışkanlıklarımı, özellikle yalnızlığa alışkanlığımı kaybettirme. Boşuna tedirgin etme beni. Bu sefer geride bir şey bırakmadım, tasımı tarağımı topladım geldim. Neyim var neyim yoksa ortaya döktüm. Beni bırakırsan sudan çıkmış balığa dönerim. Bir kere çavuş olduktan sonra bir daha amelelik yapamayan köylüye dönerim. Beni uyandırma.'
Bir vapur, kalın ve boğuk öttü. Yaratıklardan bir tavus kuşu, çirkin sesleri içinden en kalın olanıyla karşılık verdi bu düdüğe. "Kendisi gibi garip bir kuş sandı arabalı vapuru, albayım. Uzak ülkesinin özlemiyle karşılık verdi ona. Hüzünlü bir çağırış sandı vapur düdüğünü. Ben de hüzünlüyüm, ben de hüzünlüyüm dedi kocaman, bu yüzen kuşa. Ben de karada yalnızım. Sinirlenme garip kuş."
"Sen hiç gözünü kırpmaz mısın oğlum? Ne karanlık ruhun var yahu Hikmet! Biraz pencereni aç da içeri temiz hava girsin." Hikmet, sandalyesine, ata biner gibi oturdu: "Hayır, biz temiz havaya çıkalım. Parka gidelim." "Parka mı?" "Elbette. Emekli albayların ve yaralı gönüllerin canları sıkılınca başka nereye gidilir?"