Bir insanın kendi kaderini ve içerdiği olanca acıyı kabul ediş yolu, kendi davasını seçiş yolu, ona en ağır koşullar altında bile yaşamına daha derin bir anlam katma fırsatı verir. Yaşam, yiğitçe, onurlu ve özgecil olabilir. Ya da bu şiddetli kendini koruma kavgasında kişi kendi insan onurunu unutup bir hayvan düzeyine inebilir. Burada insanın zor bir durumun sunduğu ahlaki değerlere ulaşma fırsatlarından yararlanma ya da vazgeçme arasındaki seçimi yatmaktadır.
Hayat yolunda sen çabalarsın, bir şeyler değişir ya da değişmez. Sonucun ne olduğu ne yapman gerektiği gerçeğini değiştirmez. Her halükarda mücadele etmek zorundasın. Hayat mücadele üzerine kurgulanmıştır.
Yaşam aynı mevsimler gibi farklı duygusal süreçleri bizlere yansıtır. Önemli olan kış mevsiminin içinden geçerken neler yaptığın, çevrendekilere ve kendine nasıl davrandığın. Kış mevsimini yaşarken bir yandan bahar ayına hazırlık yapıp yapmadığın. Ardından baharı bekleyişin. Şimdi karlar altında kalsan da asilce, sessizce, canlılığını koruyarak ama kendinden emin bir duruşunla baharı bekleyip beklemeyişin. Yoksa bağırıp çağırıp öfkelenip kendine ve sevdiklerine zarar mı veriyorsun? Yaşamdan tüm umudunu kesip kendine ve diğerlerine küsüyor musun? Yoksa zor anlarından geçerken bir yanın baharı bekliyor mu? Üşüsen de kendini ısıtabiliyor musun? Uyanışını beklerken kendini kış mevsiminin gücüne teslim edip ondan beslenebiliyor musun?
Dışarıda yanlış olan ne varsa, içinde de yanlıştır. Yani kendi ruhunun karanlık yönleri gerçek ve mevcut hale gelir. Kendi gölgenle başa çıkmayı öğrendiğinde içinde bulunduğun toplumu çözülmemiş tüm sorunlarının dev yükünden kendi minik parçanı sırtlanarak dünya için çok somut bir şey yapmış olacaksın. Dışarıda gördüğün şey senin içdünyanın bir yansıması. Dünya senin bir yansıman. Sende olmayanı göremezsin. Tıpkı aynadaki yansıman gibi