Boğazımda bir düğüm, bitiremiyorum bir türlü kitabı. Doyamıyorum daha doğrusu, açıp açıp yeniden okuyorum.
Hayat arkadaşını kaybeden Şükrü Erbaş'ın geride kalan olarak ölümü, ölümün getirdiği çaresizliğini hissediyorum dizelerinde. Böylesine naif bir seven bir adamın eşinin ölümü ardından eksik kalmasını, bu büyük sevgisini okuyoruz, hissediyoruz. Öyle ki yüreğe dokunan bir yanı var, keyifli okumalar.
Bir İdam Mahkumunun Son Günü’nün asıl hikayesini okumaya başlamadan önce uzunca bir ön söz ve 'Bir Salon' başlıklı bölümde bazı diyaloglar karşılıyor bizi. Ön sözde anlatılan dönemin şartlarının dikkatli okunmasının kitabın geri kalanını daha iyi anlayabilmek için önemli olduğunu düşünüyorum. İdam gününü bekleyen bir mahkumun iç dünyasını okuyoruz kitapta. 'Bir Salon' adlı bölümde Şişman Adam'ın şu sözleri bu kitabı okurken hissettiklerimi net bir şekilde ortaya koyuyor:
"Hiçbir yazarın okura bedensel acılar tattırmaya hakkı yoktur...Ama bu roman, insanın tüylerini diken diken ediyor, insanı korkudan titretiyor, insanın kabuslar görmesine neden oluyor. Bu kitabı okuduktan sonra yatağa düştüm."