Sezai İşçi

RE’YİN GERİLEMESİ
Eş'ari teolojisinin İslam hukuku üzerindeki etkisini daha yapısal biçimde görmek için re'yin yükselişi ve gerilemesine bakabiliriz. Arapça bir terim olan re'y genellikle "muhakemeye dayanan fikir" veya "sağduyu” anlamına gelmektedir. "Görme" ile aynı kökten geldiği için “akıl gözüyle görme" olarak da tercüme edilmektedir. Hz. Peygamber'in şu hadisinde bu terimi kullandığını biliyoruz: "Hakkında vahiy gönderilmemişse, sizin meseleleriniz hakkında kendi re'yimle hüküm veriyorum." Bu hadis, İslam'ın ikinci yüzyılında bazı fıkıhçıların, özellikle Irak'ın Kûfe ve Basra gibi kozmopolit şehirlerinde yaşayan fıkıhçıların, sonradan ortaya çıkan yeni sorunlar hakkında İslam hukukunun kaynağı olarak Kur'an'ın yanı sıra re'ye dayanmalarının temelini oluşturdu. Bu âlimler ehl-i re'y olarak tanındılar. Aralarında Hanefi mezhebinin kurucusu Ebu Hanife de vardı. Nitekim bu mezhep zamanla ilk dönemindeki akılcılığının çoğunu kaybetmesine rağmen, dört Sünni mezhebin en esneği olmaya devam etti. Ancak ehl-i re'ye genellikle daha kırsal bölgelerde yaşayan âlimler şiddetle karşı çıktılar. Onlara göre re'y, keyfi hüküm anlamına geliyordu. Bu muhalifler tüm fıkıh hükümlerinin metne (Kur'an ve Hadise) dayandırılmasında ısrar ediyorlardı. Oysa Kur'an çok sınırlı sayıda emre yer vermekteydi. Bu boşluk Hz. Peygamber'in sözleri, fiilleri ve davranışlarına dair rivayetlerden oluşan hadislerle doldurulabilirdi. Bu yüzden bu âlimler hadis derlemeye ve bunları yayınlamaya başladılar. Böylece hadisler Kur'an'dan daha kapsamlı bir yazılı kaynak haline geldi. Bunu yapan âlimler de ehl-i hadis olarak tanındılar. Aralarında Mu'tezile'nin baş rakiplerinden meşhur Ahmed bin Hanbel de yer alıyordu. Nitekim onun takipçileri zamanla dört Sünni mezhebin en püriten olanını kurdular. Bu "ehl-i hadis" akımı
Sayfa 141·Kitabı okudu
Din
Reklam
MİRAS, KADINLAR VE ADALET
"Allah size, çocuklarınız hakkında, erkeğe iki kadının payı kadar miras vermenizi emreder." Bu ayet günümüze kadar tüm İslam toplumlarındaki eşitsiz miras hukukunun temelini oluşturmuştur ve bu hukuk Arap dünyasında hâlen uygulanmaktadır. Ben tam da bu kitap üzerinde çalışırken, bu sistemi sona erdirmeye yaklaşan tek Arap ülkesi olan Tunus'ta, "eşit miras yasası" tartışılıyordu. Ülkedeki ilericiler yasayı savunurken, çeşitli İslami gruplar şiddetle karşı çıkıyordu. Karşı çıkan Tunus nüfusunun oranı yüzde 63 idi. İşin ilginç tarafı, karşı çıkanların yüzde 52'si kadındı. Tek gerekçeleri, bu eşitsiz miras hukukunun Allah'ın emri olmasıydı. Onlara göre bundan ötesi tartışılamazdı. Oysa yine Tunus'ta yetişmiş istisnai bir Müslüman âlim olan Tahir el-Haddad'a (ö. 1935) göre, bu konuyu tartışmak mümkün ve gerekliydi. 1930 yılında yayınlanan ve tartışmalara yol açan eseri Şeriat ve Toplumda Kadınlarımız adlı eserinde, zamanının çok ilerisinde olan Kur'an'ın kadınlara dair bu hükümlerinin yedinci yüzyıl Arap toplumunun şartlarına göre anlaşılması gerektiğini savunuyordu. Bu toplumda “kadınlar savaşa katılmıyorlardı ve erkeklerin himayesi altındaydılar." Erkekler daha fazla ekonomik yük altında oldukları için onlara mirastan daha fazla pay verilmesi o devirde hakkaniyete uygundu. Oysa modern dünyada sosyo-ekonomik şartlar çok farklı hâle gelmişti ve cinsiyetler üzerindeki ekonomik yük genellikle eşitti. Bu nedenle mirasın da eşit olarak paylaştırılması gerekiyordu. Zaten genel olarak Müslümanlar, hükümlerin lafzından çok, kadınların güçlendirilmesi gibi temel "Kur'ani stratejilere" odaklanmalıydılar. Ne var ki Haddad'ın bu fikirleri şiddetle eleştirildi ve hatta kendisi "mürted" ilan edildi. Eğitim gördüğü Zeytune Üniversitesi, diplomasını iptal etti; arkadaşları ve
Sayfa 138·Kitabı okudu
Din
Fazlurrahman
“İslam'ın dördüncü asrında son hâlini alan, o zamandan bu yana da tek ve benzersiz İslam yorumu olarak kabul edilen geleneksel form, her türlü değişimin önüne set çekmektedir. (...) Başka hiçbir dinin tarihinde böyle bir durum olduğunu sanmıyorum.”
Sayfa 135·Kitabı okudu
Din
Hz.Muhammed
“Kalbine sor, nefsine sor; iyilik, nefsin tatmin olduğu, huzur bulduğu davranıştır; kötülük ise nefsi huzursuz eden ve göğsüne sıkıntı verendir.”
Sayfa 105·Kitabı okudu
Din
Fetva kültürünün önemi, yaşamın en ince ayrıntılarına kadar her şeyi kurala bağlama ve muhtemel her soruyu cevaplama yoluyla geriye Müslümanın karar vereceği hiçbir alan bırakmamasıdır. Müftüler bu aşırı kuralcılığı yaymayı sürdürürken, sıradan Müslümanlar da daha fazlasını sormaya devam ederler. Abou El Fadl'in ifadesiyle: "sokaktaki Müslüman kişisel vicdanıyla" uğraşmak yerine, "ahlakın tüm yükünü şeriata yüklemektedir."
Sayfa 102·Kitabı okudu
Din
Reklam