Sezen Aksu’nun Eksik Şiir kitabını merak ederek okudum. Aslında edebiyatta ilk tercihim şiir değildir. Psikoloji, felsefe, sosyoloji, tarih ve mitolojiyle ilgili eserleri okumayı daha çok severim. Roman okuyacaksam da bu alanlardan izler taşıyan, insanı düşündüren kitaplar ilgimi çeker. Bu nedenle bir şiir kitabının beni bu kadar etkilemesini açıkçası beklemiyordum.
Eksik Şiir, sadece duyguların anlatıldığı bir şiir kitabı gibi gelmedi bana. Birçok şiirde insan ruhuna dair gözlemler, ilişkilerin karmaşıklığı, yalnızlık, özlem, pişmanlık ve insanın kendisiyle hesaplaşması var. Bu yönüyle psikolojiye ilgi duyan biri olarak kitapta kendime yakın bulduğum çok sayıda bölüm oldu. Bazı şiirler birkaç satırla uzun uzun anlatılabilecek duyguları aktarabiliyor.
Kitabı okurken ayrıca hoşuma giden bir başka şey de bazı şiirlerin sonradan şarkıya dönüşmüş olduğunu fark etmekti. Şarkıya dönüşen bir şiire denk geldiğimde okumaya ara verip o eseri dinledim. Eğer şarkıyı Sezen Aksu seslendirmişse önce onun yorumunu dinledim. Başka sanatçılar tarafından seslendirilmişse de o yorumlara yöneldim. Aynı metnin önce şiir, sonra müzik olarak karşıma çıkması çok etkileyiciydi. Bazı dizelerin melodinin içinde bambaşka bir derinlik kazandığını hissettim.
Sezen Aksu’nun siyasi görüşleri ya da hayata bakışı herkes tarafından aynı şekilde paylaşılmayabilir. Ancak sanatçıyı değerlendirirken bunlardan bağımsız düşünmek gerektiğine inanıyorum. Türk müziğine onlarca yıl boyunca yön vermiş, duyguları sözcüklere dönüştürme konusunda çok güçlü bir isim. Eksik Şiir de bunun somut örneklerinden biri.
Kitabın en sevdiğim tarafı ise okuru zorlayarak değil, düşündürerek derinleşmesi oldu. Bazı satırlarda durup tekrar okuma ihtiyacı hissettim. Şiirle arası çok iyi olmayan biri olmama rağmen kitabı severek