“Rüzgâr daha da arttı. Şimdi taşların altını süpürüyor, saman çöplerini, yaprakları, hatta toprak parçalarını bile sürüklüyor ve bunlar rüzgârın yönüne uyarak, tarlaların üzerinde uçuşup duruyorlardı. Hava ve gök kararmıştı. Kıpkızıl bir güneş parlıyordu gökyüzünde. Havada sıkıntılı, boğucu bir hal vardı. Rüzgâr bütün gece, her an biraz daha artan bir hızla, esti; mısırların diplerini kazıdı ve mısırlar zayıf düşen yapraklarıyle rüzgâra karşı savaşmaya çalıştılar. Sonunda köklere kadar sokulan rüzgâr, mısırları da söktü. Her mısır sapı, bitkin bir halde rüzgâr yönüne doğru toprağa yattı.”
“Bir gün buradan çıkacak olsaydım, delilikler yapma fırsatı tanıyacaktım kendime, aslında herkes deli, en deliler de deli olduklarının farkında olmayanlar.”
“Hayır, delilik bu, kendimi toparlamalıyım. Gezegenler kimseyle sohbet etmez, tabii kendine astrolog süsü verenler hariç. Ay dün gece biriyle konuştuysa o şizofren çocukla konuşmuştur.”