Bu sonsuz garip, içinden çıkılamaz evrende bir toz zerresi gibi uçuştuğunu, bu yaşamın isyankâr bağımsızlığının üzerinde baskı oluşturduğunu ve ebedi, sonsuz ironinin peşini bırakmadığını görüyordu; öldüğünü ve ebediyen hayata dönemeyecek bir biçimde toza ve küle dönüştüğünü görüyordu; kaçmak istiyordu, ama tüm evrende saklanabileceği tek bir yer yoktu. Sonunda büyük bir öfke nöbeti içinde kendini zorladı, bağırdı ve uyandı…
Bir yabancı, yaşadığı ıssız çölü birdenbire terk edip gürültülü, hareketli bir şehrin ortasına düşmüş bir keşiş gibi sokaklarda dolaşıyordu. Her şey ona yeni ve garip geliyordu. Etrafında kaynaşan ve hareket eden bu hayata o kadar yabancıydı ki içinde uyanan garip duygulara şaşırmak aklına bile gelmedi. Kendi yabanıllığının farkında bile değildi.