Samsun'da Rumları tazyik eden Türkleri tedip etmek üzere Anadolu'ya gönderilmek istenen Mustafa Kemal, böylece bütün şark vilayetleri için Ordu Müfettişliği salahiyetini almıştır.”
“Ne âlâ şey... Ben o gün bütün bunları bilmiyordum. Talih bana öyle müsait şartlar hazırlamış ki kendimi onların kucağında hissettiğim zaman ne kadar bahtiyarlık duydum, tarif edemem. Nezaretten çıkarken, heyecanımdan dudaklarımı ısırdığımı hatırlıyorum. Kafes açılmış, önünde geniş bir âlem, kanatlarını çırparak uçmaya hazırlanan bir kuş gibi idim.”
Vahidüddin kabinelerinde benim için iki zıt fikir olduğunu yukarıda söylemiştim: Biri beni lehlerinde kazanmaya çalışanlar, diğeri hiçbir suretle itimat edilmemek lazım olduğunu iddia edenler! Aylarca münakaşalardan sonra hangi fikir hak kazanmış, bilir misiniz: Mustafa Kemal'e emniyet edilemez! Mustafa Kemal İstanbul'da birtakım menfi telkinler, belki hazırlıklar yapıyor. Bu adamı İstanbul'dan uzaklaştırmak lazımdır. Mustafa Kemal'i Anadolu dağlarına atmalı ve orada çürütmeli! Nihayet bu karar üzerinde mutabık kalmışlar. Bunu işiten yakın arkadaşlarım beni tebrik ettiler.
“Efendim, bu Türk neferlerinden hayır yoktur. Bunlar hayvan sürüsüdür. Yalnız kaçmayı bilirler. Allah muhafaza etsin. Böyle bir sürüye kimseyi kumandan etmesin.”
Kendi vaziyetimi unutarak onlarla alakalandım. En çok söyleyen kumandana dedim ki:
“Paşam, biz de askeriz. Bu orduya kumanda etmiş adamız. Türk neferi kaçmaz, kaçmak nedir bilmez. Eğer Türk neferinin kaçtığını görmüşseniz, hemen kabul etmelidir ki, onun başında bulunan en büyük kumandan kaçmıştır. Eğer siz kaçtığınızın zilletini Türk neferlerine yüklemek istiyorsanız insafsızlık ediyorsunuz.”
Görülüyor ki herkes “teslim” olmuştur. Mustafa Kemal, hayır! O, en umutsuz görünen şartlar içinde dahi vatan ve halk kurtuluşu uğruna bir şeyler yapılabileceği kanaatini hiçbir an kaybetmemiştir.
“Türkiye'nin veliahdı ‘ile Almanya'nın mümtaz bir valisinin bulabildiği konuşma mevzuu beni hayret içinde bıraktı. Evvela sizden şunu anlamak isterim: Müttefikiniz olan ve bu ittifak uğrunda maddi ve manevi bütün varlığını veren Türkiye'ye karşı, tarihin bilmem hangi devrinde var olduğunu iddia eden ve bu varlığını yeniden göstermek için dünyayı kandırmaya çalışan Ermeniler lehine konuşmak fikri size nereden geliyor?”