Böyle bir odada, sobanın üstünde kaynayan çaydanlığı dinleyip, şöminenin önündeki koltuğa oturup ayaklarını gürül gürül yanan ateşe uzatmanın, tamamen yalnız ve güvende, gözetlenmediğini bilerek, peşini bırakmayan sesin duyulmadığı, sadece çaydanlığın tıngırdamasını ve saatin dostane tik-taklarını dinleyerek yaşamanın nasıl bir his olduğunu biliyordu.