Her insanın kişisel bir yaşam düşü vardır ve bu düş diğer herkesinkinden bütünüyle farklıdır. Düşlerimiz inançlarımızı işler, yargılama ve kurbanlaşma biçimimizle değişime uğrar. Bundan ötürü iki kişinin düşü bile hiçbir zaman aynı değildir. İlişki içinde olduğumuz birisiyle “aynı” olduğumuzu, aynı şekilde düşünüp hissederek düşlediğimizi ileri sürebiliriz ama böyle bir şeyin olanağı yoktur. İki ayrı düşle iki düşcü vardır ortada.
Olduğunu ileri sürdüğü imgeyle yalnızken yaşadığı iç imge arasında yalan üzerine yalan yığılır. Her ikisi de gerçeklikle bütün bağlarını yitirir. Sahtedirler ama o bunu göremez. Belki başka birisi görebilir ama o bütünüyle kördür. Yadsıma sistemi yaralarını savunmaya çalışır ama yaralar gerçektir ve canı acır, çünkü canını dişine takarak savunmaya çalıştığı şey bir imgedir.
“İyi bir yaşamım yok muydu? Yaşamımın giderek daralan bir dehlize geri dönülmez bir biçimde dönüşmekte olduğunu kime anlatabilirdim? Çektiğim işkenceyi ,uykusuz gecelerimi,intiharla flört etmemi kim anlayabilirdi? Ne de olsa her şeye sahiptim.”