"
Derler ki, kötü olduklarını bildiği halde kötülerle düşüp kalkan kimse, kendi nefsine acı vermiş olur. Bu yüzden, zahitler, dünyadan alâkalarını keserek kimse ile düşüp kalkmamakta ve tek başlarına yaşamayı herkesin içine karışmaya tercih ederek, hayatlarını Allah'a adamayı dünya sevgisine üstün tutmaktadırlar.
"
Sayfa 103 - Kapı Yayınları, Farsçadan Çeviren: Ömer Rıza Doğrul·Kitabı okudu
'
Büyükanneme ait olan bu ev büyük, yarı kârgir bir konaktı. Harem, selamlık daireleri, geniş ev altı, iki müstakil bahçesi, geniş muazzam merdiveni, yukarda büyük bir sofası vardı.
'
~
Babamın bende bıraktığı intiba tam bir "Türk modeli" olmasıdır.
...
Büyükannem de tam bir Türk kızıydı.
...
Annem de babam gibi temiz ve tam manasıyla asil bir Türk ailesi idi. Temizlik, çalışkanlık, intizam, tasarruf, sohbet ve aile muhabbeti gibi güzellikler kendisinde toplanmıştı. Babamı küçükken kaybetmiştik. Annemin varlığı bize bu yokluğu pek tattırmadı
...
~
"
Ben çocukken evimden, köyümden ayrıldım, varlığımı kendi azmimle kazandım. Hazıra konanlardan kuvvetli seciyeli kimse az çıkabiliyor. Çocuklarımın da benim gibi yalnız kendi varlıklarına güvenebilmeleri için kendilerine bir servet bırakmayı düşünmüyorum. Sağlığımda kimsesizlere, düşkünlere yardımı daha ziyade arzu ediyorum" derdi.