Olumsuz bir durumla
karşılaşınca ya da işler istediğimiz gibi gitmediğinde hemen kendimizi yargılamaya suçlamaya başlıyoruz,
beceriksiz, aptal,bilgisiz gibi kendimize etikler yapıştırıyoruz.Bu olumsuz sürecin geçici olduğunun farkına varmadan, kendimize taktığımız etiketilere inanıp bunun karakterimiz olduğunu düşünüyoruz.
Kötü bir duygu, düşünce ile karşılaşınca zihin kendini korumaya alarak savunma mekanizması geliştirir.
Üzülünce bu duyguyu bastırmaya çalışması ya da inkar etmesi gibi...
Bu bizim ,duygularımızın, düşüncelerimizin normale dönebilmesi için gerekli ve geçici bir durum.
Bu savunma mekanizmalarını nasıl geçici, olumsuzluklar ortadan kalkana kadar kullanıyorsak,
bizim kendimize taktığımız etikeleri de kimliğimiz haline getirmeden,geçici bir duygu durumu olduğunu kabul ederek yaşamımıza devam etmemiz gerekiyor.
Zihnimiz sürekli çalıșır halde en ufak bir aksilikte hemen kendimizi suçlayıcı ifadelerle dolduruyor içimizi, bunun farkına varmalı, zihnimizi dinlemeli, kabul etmeli ama onun kölesi olmamalı...
Yazar Zeynep Selvili kendi hayatında panik atakla yaşadığı zorlu süreçleri anlatırken, hayatımızda olumlu ve olumsuz bir çok durumla karşılaşmamızın kaçınılmaz olduğunu bunlardan kaçmak ya da körü körüne bağlanmak yerine kabul edip iyileşmeye çalışmanın önemli olduğunu yaşayarak, tecrübe ederek öğrendiklerini bize aktarır.
İki kardeş,
Yarım kalmış hayatlar,
Acı,üzüntü,gözyaşı,ayrılık,umut,bolca sevgi,kesișen hayatlar, savaş,kavuşma...
birbirinden ayrılmak zorunda bırakılan iki kardeş,
Abdullah ve Peri
hayatlarını devam ettirebilselerde içlerindeki yarım kalmışlık devam etmekte ve bir gün tamamlanabilmeyi beklemektedirler...
Farklı zamanlarda yaşayan ve farklı bölgelerde yaşayan insanların hayatları farklı olsa da hepsi ortak duyguları yaşıyor, benzer acıları hissederek, yüreklerinde bitmeyen tarifsiz bir boşluk hissine engel olamıyorlar.