Ona ne kadar muhtaç olduğumu şimdi anlıyordum.Ben hayatta yalnız başına yürüyebilecek bir insan değildim.Daima onun gibi bir desteğe muhtaçtım.Bunlardan mahrum olarak yaşamam mümkün olamazdı. Buna rağmen yaşadım...Ama,işte netice meydanda...Eğer buna yaşamak demek caizse,yaşadım...
O kadın beni her zamanki âciz,miskin halimden kurtarmış; bana erkek,daha doğrusu insan olduğumu, benim de içimde yaşamaya müstait taraflar bulunduğunu, dünyanın zannedildiği kadar manasız olmayabiliceğini öğretmişti.
Yalnız bana birçok şeyler düşünmek,kafamın içinde birçok şeyler yaşamak imkanını veriyor ...Göreceksiniz ya,ben dünyadan ziyade kafamın içinde yaşayan bir insanım...
Yaşamak,tabiatın en küçük kımıldanışlarını sezerek,hayatın sarsılmaz bir mantık ile akıp gidişini seyrederek yaşamak; herkesten daha çok,daha kuvvetli yaşadığını, bir âna bir ömür kadar çok hayat doldurduğunu bilerek yaşamak... Ve bilhassa bütün bunları anlatacak bir insanın mevcut olduğunu düşünerek,onu bekleyerek yaşamak... Dünyada bundan daha ferah verici bir şey olabilir miydi?