Gözlerine bakarken
güneşli bir toprak kokusu vuruyor başıma
bir buğday tarlasında, ekinlerin içinde
kayboluyorum
Yeşil pırıltılarla uçsuz bucaksız bir uçurum
Durup dinlenmeden değişen ebedî madde
gibi gözlerin
sırrını her gün bir parça veren
fakat hiçbir zaman
büsbütün teslim olmayacak olan
Bu ayaklar benden hesap soracak
Bir düşüncenin peşinden dolaştırdım sokak sokak
Bu baş,bu eğilmez baş da öyle
Bazı sarhoş, bazı yorgun
Her zaman bir yastığa hasret
Bu ciğerde hesap soracak
hepimiz başkasının artık’ıyız
başkası bizim artık’ımız olduğu gibi…
yani herkes herkesin artık’ıdır bu döngünün içinde
tuttuğumuz el, baktığımız göz, öptüğümüz dudak bir de!
İsterdim bu eski yerde seninle
Başbaşa uyumak son uykumuzu,
Bu hayal içinde… Ve ufkumuzu
Çepçevre kaplasın bu ziya, bu renk,
Havayı dolduran uhrevî âhenk…
Bir îlah uykusu olur elbette
Ölüm bu tılsımlı edebiyette,
Belki de rüyâsı bu cetlerin,
Beyaz bahçesinde su seslerinin.
Ahmet Hamdi Tanpınar
Geçenlerde filmini izlemiştim. Açıkçası duygusala bağladığım nadir filmlere girdi. Merak ettim kitabını da okumak istedim.
Dönemi bize hissettirebilen kitaplardan diyebilirim.
Ah be pehlivan Süleyman’ın torunu neler çektin sen?!
Uzun HikâyeMustafa Kutlu · Dergâh Yayınları · 202345,4bin okunma