Taşı toprağı altın denilen ve birçok insanı kendine çeken bir yanı güzel, bir yanı acımasız İstanbul’umuzun meşhur ilçelerinden biri olan Beyoğlu’nun Tarlabaşı’nda işlenen bir cinayeti konu alan ve bu eksen etrafında gelişen olayları anlatan kitabı okuması akıcı dilinden dolayı oldukça keyifliydi.
Sosyolojik açıdan birçok olayı da barındırıyor içinde. Geçmişte yaşanan ancak acısı, utancı henüz o zaman doğmamış şimdi yaşayan insanların dahi sırtında, yüreğinde yük olan olaylar. Yıllarca iyi kötü komşuluk eden, birbirlerinin dertlerine, sevinçlerine ortak olan insanların belki de bir gece de kendinden olmayana düşman olması ne acı.
Hiç bitmeyen ve insan var olmaya devam ettikçe ve dahi hırsına yenik düştükçe de bitmeyecek olan rant-para kavgaları. Birinin diğerlerine karşı üstün çıkma çabaları hiç bitmeyecek sanırım.
Ve kadın her çağda olduğu gibi bu çağda da ezilen, hor görülen, hakkında hükümler verilen; sorgusuz sualsiz birilerinin hayatına dahil olan-edilen, kendi başına yaşadığında rahat bırakılmayan, ama kapatma, ama eş, ama hizmetçi ya da her türlü köle edilen kadınlar.
Anlatılan sadece bir cinayet değil kısacası bir ülkenin profili.
Keyifli okumalar.