Hegel, kendisinden önceki bütün felsefeleri ve dünya görüşlerini, haklı yanlarını belirterek, ama eksikliklerini de ortaya koyarak kendi felsefesinde kapsamaya ve aşmaya yönelir.
üzerinde önemle durduğu bu gereksinimdir; yani öznenin bir insan olarak bilinip tanınmasi, kabullenilmesi gereksinimidir. Yani aşık, sadece beden olarak değil, ama aynı zamanda bir insan olarak gördüğü ve kabullendiği sevgilisi tarafından istenmeyi istemektedir ve ancak böyle olursa kendisi de bir insan olarak kabullenilmiş olacaktır.
Batı'nın uygar ülkelerinde görülenin tam tersine, bizde kadının ve erkeğin yüzyıllar boyunca ve bugün de büyük ölçüde bir birinden apayrı gruplar halinde yaşaması; erkeğin ev dışında ve yığınlar halinde kasvetli bir sözde toplumsal yaşam sürmesi; kadının genellikle evcil bir hayvan gibi dört duvar arasında kalması, cinselliğin biyolojik gereksinim düzevinden çıkarılıp yüksek bir düzeye ulaştırılarak insansallaştırılmasını olanaksız kılan nedenlerdir. Onüne geçilmez cinsel dürtünün bu durumda kendine başka kanallar bulması da kaçınılmazdır. Cinselliğin duygu, düşünce, özlem ve hayalden, yani tin sellikten ve dolayısıyla gerçek aşktan yalıtılmış olma sı, ister istemez biyolojik bir edim olmakla sınırlandırılmasına yol açar. Yani cinsellik ve aşk diye bilinen şey de, cinsel organların birleşimi (geçişimi) olarak, çiftleşme olarak görülür. Bu belirlenim, cinselliğin ve aşkın içerimini daralttığı ve “duhul" üzerinde merkez leştiği halde ters bir diyalektikle kapsamını geliştirir. Ve böylece duhul, cinsel nesneyi (erkek için kadın ve kadın için erkek) olumsuzlayarak amacı kendi içinde bir edim haline gelir. Buradaki kapsam genişlemesi kadinlar, erkek ve kız çocukları, memeli hayvanlar ve hatta kuşları içine alan ve ters iliskide kendini gösteren bir çeşit cinsel emperyalizm gibidir.
Ayrıca cinsel yaşamin, duhule indirgenerek insan bilincinin isteri vakalarında görüldüğü gibi daralması, hemen hemen her cümlesinde atalara, anaya, babaya, kız ve erkek kardeşe ilişkin cinsel edimi dile getiren küfürler bulunan gündelik konuşmalarda ya da imalı sözcük oyunlarında da kendini gösterir.