Sanki erken ronesansin bir sarayinda
Sesleri sarmasiklar gibi bir madrigalin
Iki sagir sarkicisi gibiyiz
Siirimiz sariliyor usanmaksizin
Biribirine ve biz sarilamiyoruz
(Sadece Senin Yuzun)
Onat Kutlar
Fırtınaları ayağınıza
Meltemleri saçınıza yollayacağım
Yakamozlar tırmanacak göğsünüze
Martılara söyleyeceğim gelsinler
Sivriada'nın boz tavşanları
Kulağınıza fısıldayacak;
Sandalsız balıkçılar da gelecek,
Ay ışığını
Martının sırtından alıp
Akşam üstlerini
Kordelâ balıklarından;
Karabataklardan karanlığı
Ben alıp getirsem...
Her görünmek kusurludur. Varlığı gizler, zaten bir anlam sapmasi olan, bir olmak istemek ve bir olmak zorunda olmak, ondan yola çıkarak kurulur, bu da daha şimdiden bir anlam kaymasıdır.
Çok ilginç! İnsanın bir tek hayatı, bir tek beyni, birikimi olduğuna göre (elinden alınan sadece konuları, tekniği, ham belgeleri değildir ki; onlar doğaldır) imajlar, atmosfer, semboller, mitoslar, düşlerle, buluşlarla örülmüs o dili, kendi olan o ruhu nasil terk etmiştir? Terk edince değisim olumlu mu olmustur? Yoksa bu yeni yere alışana dek zorlanmis midir?