Öbürlerinin deneyecek cesaret veya irade gösteremedikleri bir konuda başarısızlığa uğradıysanız, sonradan hayatınızın muhasebesini yaparken bununla teselli bulmalı, hatta derin bir hoşnutluk duymalısınız.
Bununla beraber kendine saygısı olan birinin geçmişte yaptıklarıyla ilgili sorumluluklarından inatla kaçmasını da anlamakta güçlük çektiğimi
belirtmeliyim; bu her zaman kolay olmayabilir ama hayatta yaptığı yanlışlarla yüzleşip onları kabullenmenin insana belli bir tatmin verip itibar kazandırdığı muhakkak. Ne olursa olsun, temiz
bir niyetle yapılan yanlışlar kesinlikle büyük bir utanç kaynağı sayılmamalı. Asıl büyük utanç kaynağı, yanlışları kabul edememek
veya etmemek olur.
Su an ülkemiz yürümeyi öğrenen bir çocuk gibi. Fakat ben bunun gerisindeki ruhun sağlıklı olduğunu söylüyorum. Büyüyen bir çocuğun koşup dizini sıyırması gibi bir şey bu. Kimse onu bu yüzden alıkoyup eve kilitlememeli.
Tabii ki kimse kimsenin canının yandığını görmek islemez. Fakat bunun gerisindeki ruh -insanların fikirlerini açık ve etkili bir şekilde ifade etme ihtiyacında olmaları- sağlıklı bir şey, sizce de öyle değil mi, Bay Ono?”
Bir an için tereddüt etmiş olabilirim; ben cevap vermeye fırsat bulamadan Taro Saito araya girdi.
“Ama işler artık çığırından çıkıyor, baba. Demokrasi güzel bir şey, ama bu, yurttaşların bir şeye katılmadıklarında kazan kaldırmaya hakları olduğu anlamına gelmez. O bakımdan biz Japonlar çocuk gibi davranıyoruz. Demokrasinin getirdiği sorumluluklarla başa çıkmayı henüz öğrenemedik.