Keşke bu kitabı 14-15 yaşlarımda okusaydım, eminim o zaman daha çok etkilenirdim.
V. E. Schwab'ı sevmek için bir sürü değişik neden, bir sürü güzel satır ve bir sürü derin karakter bulabilirsiniz. Gallant, bahsini ettiğim derinlikte karakterler sunmadı bana, ya da derinlik algımız tamamen farklı, bilemiyorum.
Kitap sonlara doğru uçmaya başladı ama maalesef beklediğim gibi acele bir final karşıladı beni. İlk iki yüz sayfayı sadece okumak için okumuş olduğumu da şu satırları yazarken kavrıyorum.
Değişik bir konuydu, ki zaten Schwab'ın kalemine hayranım. Kuzenlerime önerebileceğim bir kitapla tanıştığım için mutluyum. :)
Olivia yüz farklı gelecek düşünüyor ama her gece yine asla yuvası olmayacak bu evdeki kalabalık odada bulunan dar yatağına yatıyordu. Ve her sabah aynı yerde uyanıyordu.
İyi mi? Kötü mü? Hem iyi hem kötü mü? İyi değilse kötü mü? İyi olmadığı için kötü mü? Müthiş bir kitap, bayıldım.
Başlarda "bu iyi bu kötü" diye düşünüyordum (düşünebiliyordum) ama sonra iyi ve kötü'nün arasındaki sınırı kavrayamaz oldum. Bu bana yeni yeni alışmaya başladığım bir düşünce yapısında istediğim gibi düşünmeye -başkalarına dayatmadığım sürece, özgür olduğumu hatırlattı.
Kitapla ilgili sevdiğim ilk şey "Film olsaydı bile soluksuz izlenirdi!" demem oldu. İkincisi eşyaların bile özgeçmişi olması: Tez kağıtları, bıçaklar, silahlar, çikolatalı sütler, cep telefonları..
Başta Sydney karakteri favorim oldu ama sonlara doğru Serena'yı sevdirdi senaryo -ki, Serena ve Sydney kesinlikle birbirine karşı karakterler. Zaten Serena'yı sevmeye başladığım an yazarın bu kitabı yazarken okuyucunun ulaşmasını istediği hedefe ulaştığımı anladım.