Bu ıstırabı inkâr etmek potansiyelimizi inkâr etmek anlamına gelir. Nasıl ki insan fiziksel acı çekerek daha kuvvetli kemiklere ve kaslara sahip olursa, duygusal acı çekerek de duygusal dayanıklılığa, daha güçlü bir kendilik duygusuna, daha fazla şefkate ve genel anlamda daha mutlu bir hayata sahip olur.
En radikal değişimlerimizi en kötü dönemlerimizin sonunda yaşarız. Ancak yoğun acı çekince değer yargılarımızı gözden geçirir ve neden bizi mutlu edemediklerini sorgularız.
Hayatımızda nasıl anlam bulacağımızı tarafsız olarak değerlendirebilmemiz ve rota değiştirebilmemiz için bir tür varoluşsal krize ihtiyacımız vardır.
Buna dibe vurmak ya da varoluşsal kriz diyebiliriz. Ben fırtınadan sağ çıkmak diyorum; istediğinizi seçin.
Deneyimleri dehşet vericiydi ve elbette ki o deneyimleri yaşamış olmaktan mutluluk duymuyorlardı. Çoğu korkunç savaşın yaralarıyla mücadele ediyordu. Ama kimileri o yaraların kendilerini olumlu ve güçlü yollardan dönüştürmeye yardım etmesini sağlayabilmişti.
Başarısızlıktan kaçınmayı hayatımızın daha ileri bir aşamasında öğreniriz. Bunun epeycesi bir şeyi beceremediğimizde bizi cezalandıran ve katı bir tutumla bizi performansımızla değerlendiren eğitim sistemimizin ürünüdür. Bir bölümü de baskıcı, eleştirel ebeveynlerin marifetidir, çocuklarının kendi kendine bir şeyleri deneyip başarısız olmasına yeterince izin vermezler, onları yeni ve önceden saptanmamış bir şeyi denediklerinde cezalandırırlar. Ve kitle iletişim araçları var elbette, bizi sürekli çarpıcı başarı hikâyeleriyle bombardıman eder, o başarıya ulaşmak için çabalayarak, çalışarak, can sıkıntısı içinde geçen saatlerin sözünü bile etmezler.