Melankoli ve depresyonu yaygınlaştıran, sadece kudret sahipleri karşısındaki değil, ondan daha da fazla insanın kendi kendisi karşısındaki çaresizlik tecrübesidir. Çaresizlik tecrübesindeki felç hissi, son kertede, işlerin artık düzeltilemeyecek kadar ilerlediği varsayımından beslenir.
Fakat bu dünya, cennet olmaya inatla direnir.
İnsanların mutluluklarım bağladıkları umutların ölçüsü, bireysel ve toplumsal bütün çabalar boşa çıktığında hissedilen düşüşün yüksekliğini tayin eder.
Melankoli, insanın kendi zaman dışı kökenine yabancılaşmasının yasıdır, bu dünyada öte dünyayla bir olmanın imkânsız -bilemedin, geçici- oluşunun yasıdır; ki o bir oluş, kökendeki yoğunluğu yeniden canlandırarak özlemi bir anlığına yatıştırabilecektir.
Melankolikler, kendilerini dindar kabul etmeseler bile, bu yoldan ve her yoldan dinle alakadardırlar. Birçokları maneviyat demeyi yeğler ama onların da yönelimi, bilinmeyen bir kaderin, sırlı bir anlamın mukim göründüğü bir Öte’yi esas almaktır açıkça.
Kendisi, varoluşun sonsuzluğundaki bir hayatın arz edebileceği sonsuz enerji kaynaklarına sahip değildir, ancak bedensel sonluluğunun ince derisiyle hissedebilir bunu; bu da melankoliyi bir aşkınlık yeteneğine dönüştürür. Duygularda ve düşüncelerde bir sınır aşmaktır melankoli, Latince transcenderé anlamında aşkındır
[transandant]. Aştığı eşik, berisinde bir başkalığın, bir belirsizliğin açıldığı sonsuzluğun sınırıdır. Melankolik kişinin hissi ve düşüncesi, yoğunlaşarak dalınan hakiki hayatın, varoluşun, halihazır hayatta, orada-oluşta bulunamayacağıdır -