İnsanlar anlam verdikleri bir şeyi, bir ilişkiyi, bir işi kaybettiklerinde “depresyona düşerler”. Ama, umdukları şeyi elde edemediklerinde de. Dahası, şiddetle arzuladıkları bir şeye eriştikten sonra beklenmedik bir boşluğa düştüklerinde de: Bir ereğe ulaşan kişi, tüm o çabalarının ve fedakârlıklarının şimdi gözlerinden yaşlar getirmesine ve tüm o gayretinin uçup gitmesine hazır değildir.
Bu dünyanın budalalarla dolu ve sırf kendi “ben”inin bundan istisna olduğunu açıkça görmek de insanı depresif yapar. Adaletsiz bir muameleye tabi tutulduğunu hisseden, hayal kırıklığı, horlama, aşağılama ve şiddet deneyimi yaşayan insanlar, ezgin olurlar. Bunların hiçbirinin kabullenilmesi gerekmez ama etkilerini ebediyen bertaraf etmek de mümkün değildir.
Kendilerinden hoşlanılmadığında, sevilmediklerinde, aşkta sevdikleri ötekinden mahrum kaldıklarında veya onun tarafından terk edildiklerinde, mutsuzluğun en derinlerine düşebilirler insanlar. Hepsinden de fazla, kendisi veya onun için bir anlam ifade eden bir başkası hastalıkla yüz yüze olduğunda ve ölüm ihtimali hayatın içine girdiğinde.
Hayatta derin iz bırakan şeyler, bir daha öyle kolayca dindirilemeyecek acılarla ilintilidir.