Bazı kitaplar vardır, sadece okunmak için değil, adeta bir dostla dertleşmek için yazılmıştır. Florence Scovel Shinn’in bu eseri, benim için sadece bir kişisel gelişim rehberi değil; zihnimin karanlık koridorlarında unuttuğum o ışığı yeniden bulma yolculuğu gibi.
Shinn, hayatın aslında karmaşık bir labirent olmadığını, sadece doğru kelimeleri ve doğru bakış açısını seçmemiz gereken bir oyun olduğunu savunuyor.
Kitabın en sarsıcı bölümlerinden biri, Eriha surlarının yıkılış hikayesi üzerinden verdiği mesajdır. Shinn şöyle der:
Kendi duvarlarınız —gecikmelerin, eksikliklerin ve sınırlamaların duvarları— genellikle kendi zihninizde inşa edilmiştir.
Bu satırları okurken şunu fark ettim: Çoğu zaman hayatın bize engel çıkardığını sanıyoruz ama aslında en büyük hayırı kendimize biz söylüyoruz. Yazar, beklentilerimizi korkudan inanca kaydırdığımızda, dış dünyadaki o aşılmaz görünen kapıların kendiliğinden aralandığını o kadar zarif anlatıyor ki, insan kendine sormadan edemiyor: Ben bugün hangi korkumla kendi duvarımı ördüm?
Shinn’e göre ağzımızdan çıkan her kelime, evrene bırakılmış bir sipariş formudur. Kitapta geçen şu alıntı, aslında kitabın kalbidir:
Sözleriniz sizin asanızdır. Onlarla mucizeler yaratabilir veya kendi felaketinizi davet edebilirsiniz.
Bu ifade bende derin bir sorumluluk hissi uyandırdı. Şikayet etmenin aslında daha fazla şikayet edilecek şey çağırmak olduğunu anlamak sarsıcı bir uyanış.
Shinn, kelimelerin sadece seslerden ibaret olmadığını, onların birer enerji olduğunu hatırlatıyor. Kitabı okurken kendimi sürekli Ben bugün kendim için neyi onayladım? diye düşünürken buldum.
Kitabın en sevdiğim ve bence en özgün öğretisi; bir şeyi sadece istemek değil, o gelmiş gibi hazırlanmaktır.
__İnanç, görünmeyen şeylerin kanıtıdır.