Yalnız yaşıyordum… Bitip tükenmekte olan hayatın “kendinle” geçirilmesi gereken bir varlık olduğuna duyduğum zoraki inançla ve biraz da eziyet edercesine. Kozası içinde sıkışan ipekböceği gibi kelebek oluncaya, o ruhu teslim edinceye dek, bu hayatın sadece posasını bırakıyordum geri kalan herkese, onun dışında her şeye.
İki kere iki dörttü ve ancak, tüm gerçekliğe rağmen sonuca “yedi” diyen kişi, o kadar umursamaz, o kadar kendinden emin ve o kadar ortada yapıyordu ki bunu, bile bile binlerce kez iki ile ikiyi toplamak, çarpmak farz oluyordu.
Gençkızlıkşişkoluğu sayılabilirdi; ergenlikten yeni çıkmış üniversite sınavı stresini yeni atlatmış gençkızşişkoluğu. Üstüne eklendikçe eklendi. Kocaman oldum. Beni görecek bir annem yokken ben görünür olmanın yolunu buldum. Geç kalmıştım ama duramadım.
Aile içinde gizlenen, örtülen, yok sayılan bütün defolar kapının önüne çıktığın anda neredeyse senin kimliğin haline geliyor. Yani neyin eksikse, oradan hep sınava giriyorsun; girdiğin bütün sınavlarda kalıyorsun. Aşk, iş, dostluk…
İnsanın kendini sevmeden, kendine saygı duymadan yaşaması çok zahmetli bir iş. O yüzden doğru bildiğini, doğru yerde, doğru lisanla söylemek mecburiyeti var.