Batı’da Aydınlanma döneminin ürünü olduğunu gördüğümüz aydın, her şeyden önce “aydınlanan” bir insandır. Bunun Osmanlı toplumunda Tanzimat döneminde ortaya çıkmaya başlayan türü ise “aydınlatan”dır. Yani aydın, Batı bilgilerini bir ayna gibi kendi toplumuna yansıtma görevini kendine yüklemiştir. Bu çerçevede Batılı entelektüel sürekli bir “öğrenci” iken Osmanlı münevveri, müfredat programı ve içeriği Batı’dan aktarılan sürekli bir “öğretmen” olarak görülmektedir. (…) Bundan dolayıdır ki Türkiye’de “Aydınlanma” dönemi diye bir dönem olduğunu kabul edemiyoruz. Çünkü “Aydınlanma”, doğal bir fikir evriminin sonucu olacak yerde, 19. yüzyıl ortasında birdenbire dışarıdan gelen bir fikir aşısının ürünü olarak doğmuştur.
Ertelediğiniz şeylerle yüzleşin. Beş dakikada yapabileceğimiz bir iş, ertelediğimiz için günlerce bizimle birliktedir. (…) Erteleme alışkanlığından ve boşvermişlikten vazgeçmek için kendinize bir "ertelediğim işler saati" belirleyin. Her gün o saatin konusu ertelediğiniz işler ve onların gerçekleştirilmesi olsun. Erteleme vakitsizlikle değil, motivasyonsuzlukla alakalı bir durumdur. Kendinizi biraz zorlayın ve o saatin gerekliliklerini yerine getirin. Zamanla erteleme alışkanlığınızın yerini, bir işi tamamlama konforu alacaktır. Bu konfor alışkanlık haline gelir. (…) Konfordan vazgeçmek insanın doğasına aykırıdır, böylece bu değişim kalıcı olur.
entelektüel ufuklarını geliştirmede geride kalan ulema, giderek artan bir ölçüde, ‘kadim bilgeliğin hazineleri’ olmaktan çok, ‘cahil şarlatanlar’ olarak görülür oldu.