İnsan bir yerde kendini bırakmalı
Hiçe saymalı düzenini dünyanın
Yaşamalı şöyle alabildiğine
Büyük delilikler yapmalı
İçmeli
Sevmeli
Küfretmeli
-ÜYO
tiktok.com/sibelalieninstagram.com/sibelalien
instagram.com/reel/C35tkH5Cbs...
Bu videoyu izlerken 2 video aklıma geldi. Videodaki 2 kişi de dünyayı gezen ve keşfetmeyi seven insanlardan:
youtu.be/NQf5HJ2U7cU?si=...youtu.be/DXCNElr_SH8?si=...
5:57
Yaşam çok güzel, dünya üzerinde sayısız bir çeşitlilik var ve onları yaşamamız için oradalar ama her şeyden önce sağlık ve iç huzur gibisi yok ve onların değerini bilmemiz dileklerimle
Evet, nihayet kitap bitebildii
Kitabı okumadan önce siyasi bir içeriğe sahip olduğundan habersizdim. Siyaset içerikli bir şeyler okumayı sevmiyorum açıkçası. “Our Planet (GEZEGENİMİZ)” isimli belgeseli seyrettikten sonra içinde ada geçen bir roman iyi gider düşüncesiyle başladım ve bayadır da kenarda bekleyen bir kitaptı zaten. Evet bazı doğa içerikli tasvirler hoşuma gitti ya da vermek istediği mesajı da yerinde buluyorum ama “sürekli olarak martılardan bahsedilmesi beni fazlasıyla sıktı okurken” ben bir kitap okurken aynı konunun üzerinde sürekli durulmasından çok sıkılıyorum. Zaten kitabın konusu adanın içinde geçen olaylardan ibaret, bir de yazar aynı şeyleri sürekli tekrarlayarak kitabın albenisi aşağılara çekiyordu bence. Ve kitabın başlarında sürekli ben edebi bir yazar değilim, çok düzüm gibi söylemleri çok fazla uzatıyordu ve sadede lafları çok fazla dolandırdıktan sonra gelebiliyordu, lütfen yapma bunları demek istiyordum ona.
Kitabın başlarında siyasi bir kitap olduğunu anladıktan sonra devam etmek için kendimde o motivasyonu bulamayıp epey bir erteledim okumayı, kenarda uzunca bir süre de o şekilde bekledi, başladıktan sonra ise günlere yaya yaya anca bitirebildim. Çünkü benim ilgi alanıma giren bir içeriği ya da merak uyandıran bir anlatıcılığı yoktu açıkçası. “Hayvan Çiftliği” kitabı da benzer bir mesajı verme amacı güdüyordu ama onu okurken bu kadar sıkılmamıştım. Edebi derinliğini bana geçirebilmiş olmasından kaynaklıydı belki de
Bazı kitaplarda rastladığım yazım hatalarını bu kitapta epey az rastladım. Hiç olmaması beni daha da memnun ederdi ama bu olaya dikkat edilmeyen kitaplara bakınca buna bile sevinir oldum. Ben bu konuda şunu anlamıyorum: eğer bu kitaplar Word dosyası gibi bir şey üzerinden yazılıyorsa yanlış bir yazımın altını kırmızı çizerek
Roman, toplumun ve doğanın kendi dengelerini bulacağı, daha doğrusu bulması gerektiği üzerinde yoğunlaşıyor. Eğer bu dengelere müdahele etmeye kalkarsanız, sonuç felakete varıyor; hem doğa mahvoluyor hem insan. Bu cinayet bazen açıkça diktatörlük biçiminde işleniyor, bazen de "demokrasi" kandırmacası arkasına saklanarak.
Tek kişinin iradesi, kurullar, meclisler, komisyonlar vs. arkasına saklanarak sanki dev bir mekanizma çalışıyormuş görüntüsü veriliyor. Oysa onların hepsi dekor. Kararlar tek bir kişiden çıkıyor. O tek kişi ise zamanla güç yozlaşmasına uğrayarak Tanrı'nın kendisini dünyayı yönetmek için yarattığına inanmaya başlıyor; doğaya ve topluma egemen olmaya çalışıyor. Hatta bunu en doğal hakkı olarak görüyor, karşı çıkanlara ise sinirleniyor, samimi olarak öfkeleniyor. Toplumun sesini yükseltmesini "Ayakların baş olması" biçiminde yorumluyor.
Kötülük baş gösterirken ona karşı koymayan herkes suçun bir parçası haline gelir. "Yavaşça" mevzi kazanan diktatörlüklere en başta "Hayır" demek gerekir. Başkaldıran insan bunun için soyludur.