Aile laneti ve kan davası üzerine kurulu olan bu tragedya üçlemesinde şiddet döngüsünün kamusal hukuk/mahkeme aracılığıyla sona erdirilerek adaletin kurumsallaşması öne çıkar. Troya seferi için kızını kurban eden Agamemnon'u karısı Klütaimestra öldürür. Babasının intikamını almak isteyen Orestes ise bu kez annesini öldürür. Bunun üzerine intikam tanrıçaları Orestes'in peşine düşer ve kan davasının sonsuza kadar sürmesine engel olmak için bir mahkeme kurulur. Kişisel öç yerini kamusal adalete bırakır teması işlense de eser boyunca Klütaimestra'nın öldürülmesine, Orestes'in ve Elektra'nın adaletsizliğine, Athena'nın cinsiyetçiliğine ayılıp bayılmaktan işlenen konuya odaklanmak zorlaşır. Yine de verilen mesaj açıktır: Adalet kişisel olmaktan çıkıp kurumsal hale gelmeli ki düzen bozulmasın, keyfilik yaygınlaşmasın. Tam da bu nedenle ortak siyasal kurumlar ve hukuk önemlidir.
Ahh Zeze’m seninle ümitlendim seninle güldüm seninle ağladım. Gerçekten okurken göz yaşımın aktığı bir kitap oldu. Zeze’miz fakir bir ailede dünyaya gelir ve birazda yaramaz bir cocuk olduğu için ailesinden sürekli şiddet görür. Zeze kendisinin hiç doğmamış olmayı dilerdi sonra Portekizliyle tanıştı ve kısa sürede merhametin sevginin ne demek olduğunu öğrendi ama sonra malesef Portekizli trenin çarpmasıyla öldü ve Zeze hayatının en büyük acısı ve şokunu yaşayarak hastalandı ne kadar ölmek istesede hayatta kalmıştı ama artık asla eski Zeze olamıcaktır.
Şeker PortakalıJosé Mauro de Vasconcelos · Can Yayınları · 2025275,3bin okunma
Ailesiyle ilgilenmeyen, karısına beş kuruş para vermeyen, çocukların başını bir kere okşamayan bir baba. Başka insanlara iyilik meleği ama evdekilere düşman. El iyisi bir baba. Alkolik. Belki fiziksel şiddet uygulamıyor ama psikolojik şiddet uyguluyor. Doktor bir baba. Yeri geliyor parası olmayan hastayı tedavi ediyor, herkese iyilik yapıyor. Eve gelince evin ihtiyacı için bir kuruş ödemiyor. Baba bir de hasta. Ya madem ölmek üzersin sen de biliyorsun bunu neden güzel davranmıyorsun ailene?
Okumak dayanılmazdı bence. Kadına ve çocuklara üzüldüm. Belli ki kadının boşanacak ekonomik durumu veya arkasında ailesi yoktu.
50. sayfadan sonraki okumak daha bir çekilmez oldu. Gerçek bir hikaye olması çok üzücü. Ve tüm bunlardan yazar babasından hâlâ güzel bahsediyor.
1919–1922 yılları arasında Anadolu’da yaşanan işgal sürecini, özellikle sivillere yönelen şiddet üzerinden ele alan çarpıcı bir kitap. Eserde yer alan belgeler ve tanıklıklar; yakılan köyler, zorunlu göçler ve sistematik baskılarla savaşın cepheyle sınırlı olmadığını açıkça ortaya koyar.
Kitap, duygusal bir söyleme yaslanmadan, fakat sert gerçekleri de yumuşatmadan ilerler. “İşgalci mağdur olabilir mi?” sorusu etrafında, güç ve sorumluluk ilişkisini sorgulatır. Velhasıl okuru rahatlatan değil; daha çok düşündüren bir kitap.
Çoğu kişi kitabı yerden yere vurmuş ama ben oldukça beğendim bu seriyi. Evet sonu oldu bittiye getirilmiş ama olsun o kadar.
Çok sert bir seri, şiddet ve cinsellik çok fazla.
Yetişkin okurlara öneriyorum.
Gölgelerin KralıJean-Christophe Grangé · Doğan Kitap Yayınları · 2025817 okunma
#adlitıpdosyalarıbeşduyununkasabı
"Bir katili anlamak onu affetmek değildir. Onu durdurmanın tek yoludur."
Merhaba kitap severler bugün size Semra 'un tavsiyesi üzerine okuduğum @dr.cihangir.isik 'ın kaleminden çıkan, sindirmesi zor olmasına rağmen elinizden bırakamayacağınız, sürükleyici bir eser ile geldim.
Kitabımız bir gece yarısı Savcı Volkan'ın adlı tıp uzmanı Soner'ı araması ile başlamaktadır. İkili korkunç bir olayı görmek ve çözmek için gecenin karanlığında şehirden uzak izbe bir köyde olay yerinde buluşurlar. İkili alanlarında başarılı olmalarına, daha öncesinde belki de yüzlerde dosyada çalışmalarına karşılık gördükleri vahşet karşısında zorlanırlar.
Zor bir vaka olduğunun farkında olmalarının yanında bunun son olmayacağını fark ederler. Bu safece bir cinayet değil aynı zamanda geçmişin intikamı, günümüzün ödeşmesiydi. Duyularla verilen bir kısas anlaşmasıydı. Katil ilk kurbanı Ayşe'nin duyma, tatma ve dokunma duyularını almıştı. Peki ya diğer kurbanları onların hangi duyularını alacaktı?
Katilin en büyük özelliği bu insanları öldürdüğünü düşünmemesiydi. Çünkü onlar insan değildi, onun gözünde hepsi düzeltilmesi gerekilen birer parçaydı. Hatalı, çalışmayan parçaları onlardan alarak düzelttiğini söylüyordu.
Volkan ve Soner birlikte çalışarak katilin profilini çıkarırken bir yandan da polislerle katilin kim olduğunu ve sıradaki kurbanın kim olabileceğini bulmaya çalışıyorlardı. Aykut bu noktada ikiliyi sürekli bilgilendiriyordu ve tüm ipuçları onları ortak bir geçmişe götürmüştü, Karaağaç Lisesine ve okulun tiyatro kulübüne.
Geçmişte emekle hazırlanmış ancak hiç sergilenmeyen bir oyun, isimsiz bir çocuk Lal, sırlar ve kurbanlarını sanat eseri gibi sunan bir katil ile üçlünün kafadı yeterince dolu iken davada buldukları bazı kanıtlar