Kitabı okurken karakterleri önce tanımaya ve çözümlemeye odaklandım. İlk iki bölümün “akmıyor" şeklinde eleştirilmesinin sebebinin de bu olduğunu düşünüyorum. Çünkü bu kısımlar olaydan çok karakterlerin geçmişini, ilişkilerini ve iç dünyalarını anlamaya yönelik ilerliyor. Ben ise tam aksine bu bölümleri okurken oldukça keyif aldım. Karakterleri adım adım tanımak, ilerleyen sayfalarda yaşayacakları her şeyi daha yoğun hissetmemi sağladı.
Kitabın en sevdiğim yönlerinden biri, karakterlerin ve ilişkilerin kusursuz değil, aksine zamanla çatırdayan, değişen ve hatta kırılan bir yapıda verilmesiydi. Başta güçlü görünen dostlukların zamanla zedelenmesi, hasar görmesi ve bazı noktalarda tamamen kopma noktasına gelmesi bana çok gerçek geldi. İnsan ilişkilerinin her zaman aynı kalmadığını, zamanın ve yaşananların her şeyi değiştirebildiğini bu kadar net hissettiren bir anlatım olması benim için kitabı özel kılan en önemli unsurlardan biriydi.
Eleştiri kısmına gelecek olursam, bazı anlarda karakterlerin özellikle de Jude’un yaşadığı acıların “daha ne kadar artırılabilir” düşüncesiyle yazılmış gibi hissettirdiğini söyleyebilirim. Jude’a bu kadar bağlanmışken, onun çektiği her acı ister istemez benim de içime işledi. Bu durum kitabın duygusal etkisini çok güçlendiriyor olsa da yer yer okuması zorlayıcı bir hal aldı. Okurken zaman zaman ufak molalar verdim.
Hoşuma gitmeyen noktalardan biri ise zamanın geçişini anlatırken sürekli Şükran Günü, yılbaşı yemekleri gibi sahnelere yer verilmesiydi. Kitap boyunca bu özel günlerin tekrar tekrar karşımıza çıkması bir noktadan sonra “yine mi?” hissi uyandırdı. Aslında bu tercih, yıllar içinde karakterlerin hayatlarında nelerin değiştiğini göstermek için güzel bir yöntem fakat fazlalığı nedeniyle bir süre sonra etkisini kaybettiğini
Bir aileye doğmuş olabilirsiniz ama arkadaşlarınızı kendiniz seçersiniz. Bazılarını arkanızda bırakmanız gerektiğini keşfedersiniz. Diğerleri ise tüm risklere değerdir.