Merhabalar, yazının devamı spoiler içerebilir.
Ahmet Haşim'in okuduğum ilk kitabıydı. Daha önceden birkaç şiirini mesela "O Belde", "Bir Günün Sonunda Arzu"yu bilir ve severdim. İlk olarak, bu kitabın normal seyahatnameler gibi olmadığını belirtmeliyim. Dıştan çok içe yani düşüncelere odaklandığını söyleyebilirim. Özellikle satır aralarında hep bir Doğu-Batı karşılaştırması vardır. Kitap "Harikulade" bölümü ile başlar. Seyahati harikuladelilikler olarak tanımlaştır Haşim. Ki bu tanımlayı bir hayli teşvik edici bulduğum için beğendim. Ve aynı zamanda "harikulade" ve "alelade" nin aynı cümlede kullanılması da hoşuma gitti. Ardından "Gece" bölümü geliyor. Bu bölümde ise dikkat çekici şey Haşim'in geceye şiirlerinden farklı bir şekilde yaklaşması. Bildiğiniz gibi Ahmet Haşim "geceler şairi", kurbağa şair" , şairlerin en garibi" olarak anılıyor. Burda geceler şairi kısmı önemli. Normalde gece konusunu çok kullanan ve seven bir şair nedense bu yazılarında geceyi hep korkulan bir şey olarak göstermiş. Örnek olarak, "İnsan, geceleyin nasıl yola çıkmağa cesaret eder?" cümlesini verebiliriz. Lakin, buna benzer örneklere kitap boyunca rastlayabiliriz."Bulgar Kırları" kısmında ise Bulgar'ı gurbet olarak görmediğini ve oraya karşı çok iyi duygular beslemediği Bulgar için "Fikrin henüz ziyaret etmediği dar alınlar" olarak bahsettiği kısımdan anlayabiliriz. İç sıkıntısı bölümünde ise kitabın tabiattan üstün olduğundan dem vuruyor ki bu kısmı ben çok garipsemiştim. Kımıldamayan ışıklar kısmında ise gece üzerine birçok şey görebiliriz. Alman gecesi kısmında ise yazar artık gurbette olduğunu hisseder ve Batı'ya girdiğinin bilincedir. Hatta öyle bilincindedir ki artık "Sanki bindiğimiz tren ansızın büyümüş, genişlemiş,eşya somlaşmış ve kibarlaşmıştı" demiştir.Doğu-Batı karşılaştırması