Eğer size hiç üzüntü yaşatmayan, prensler prensesler gibi yaşatan bir ebeveyniniz olsaydı, muhtemelen gerçek hayata adım attığınızda daha ilk travmanızda nakavt olur, koş koşa evinizin korunaklı dünyasına döner ve ölene dek onlardan kopamazdınız.
birini sevdiğim zaman -hani çocukken giydiğimiz şu cırt cırtlı ayakkabılar vardı ya- sanki o kişinin cırt cırtı gelip benim kalbime yapışıyor ve o kişi benden giderken de o cırt cırtı sökülerek kalbimi lif lif koparıyor gibi hissediyorum.
Sanatın entelektüel kesime tahsis edilmiş bir lüks olarak algılandığı bu ülkede, bir tiyatrocunun aç kalma ihtimali hiç de yabana atılacak gibi değildi.