Derken elini defterine uzatıyor -alacalı kağıtlardan düzgün bir cilt- ve o anda en çok kime hayranlık duyuyorsa onun tarzında hararetli uzun şiir dizeleri yazıyor.
“Şu anın olduğu bir dünyada,” dedi Neville, “fark gözetmek niye? Hiçbir şey bizim onu değiştirmemize göre tanımlanmamalı. Bırakın var olsun, bu kıyı, bu güzellik ve ben bir an için hazza gömüleyim. Güneş sıcak. Nehri görüyorum. Benek benek ağaçların güz güneşinin ışığında yandığını görüyorum. Kırmızının arasından, yeşilin arasından kayıklar yürüyerek geçiyor. Uzakta bir çan çalıyor, ama ölüm için değil. Yaşam için çalan çanlar var. Bir yaprak sevinçten düşüyor. Ah, âşığım yaşama!”
Derin düşünmeye biraz meyilli olduğum bir gerçek, her şeyde somut olanı ararım. Dünyayla ancak bu şekilde temas kurabiliyorum. Ancak, iyi bir anlatım bağımsız bir varoluşa sahiptir gibi gelir bana. Yine de sanırım en iyi anlatımlar yalnızlıkla dile geliyor. Son olarak dondurulup saklanmaları gerekiyor ki ben bunu yapamıyorum; her zaman sıcak, çözülebilen sözcüklerle oynuyorum.
Ona şiirler göndereceğim. O da belki resimli bir posta kartı ile yanıtlayacak. Ama onu bunun için seviyorum. Buluşmamızı önereceğim; ve o gelmeyecek. Bunun için seviyorum onu. İlgisizce ve tümüyle umursamazca, hayatımdan geçip gidecek. Ben de görünüşe göre inanılmaz biçimde başka hayatlara geçeceğim; belki bu yalnızca bir serüvendir. Yalnızca bir başlangıçtır.