"Efendiler," diyordu doktor kentlerde yaşayan politikacılara, bilim, sanat ve basın dünyasına. "Daha ne kadar bu saklambaç oyununa devam edeceksiniz? Vatanseverlikten, halka olan sevginizden, kültür hizmetlerinizden bahsediyorsunuz. İyi de insanlar için, anavatan için, kültür için tam olarak ne yapıyorsunuz? Bazıları utanmadan ve arsızca, 'sevgili vatanını' soymaya, yağmalamaya, milyonluk vurgunlarına devam ediyor. Diğerleri ofislerde, basın odalarında, okullarda ve üniversitelerde zamanını boşa harcıyor. Sevgili vatanlarının parçası milyonlarca insan ise çürüyor, yozlaşıyor, sarhoş oluyor, nefretle doluyor. Ulusun temelleri çöküyor!
Okulların ve kitapların olmadığı, sağlıklı, güzel ve neşeli bir yaşam için neler yapılması gerektiğine dair tek bir sözün edilmediği kitlelerden ne bekleyebilir ve talep edebilirsiniz? Milyonlarca insan fiziksel, zihinsel ve ahlaki olarak çürüyor ve kimse bu kokuşmuşluğu hissetmiyor. Herkes alışmış ve bunu kabullenmiş görünüyor.
Böyle mi olmalı?
Milyonlarca insan derin bir sefalet içinde doğuyor, yaşıyor ve ölüyor. Böyle olması gerekiyor mu? Doğuştan zeki milyonlarca insan hayatları boyunca hayvanlar gibi cahil yaşamaya mahkum bırakılıyor. Sayısız küçük kardeşimiz kabalığa, acımasızlığa teslim ediliyor. Peki böyle mi olmalı?