Böylece, uyumsuzluk deneyinde elimdeki ilk ve tek gerçek, başkaldırıdır. Her türlü bilgiden yoksunum, öldürmeye ya da başkaldırının öldürmesine boyun eğmek için sıkıştırılmış durumdayım, içinde bulunduğum acının daha da güçlendiği bu gerçek var yalnız elimin altında.
Yaşamı 'herkesçe oynanacak bir ortaoyunu' olarak görüyordu. Ama, ölüm saatinde, kız kardeşine: "Ben toprağın altına gideceğim, sense güneşte yürüyeceksin!" diye bağırır.
Çelişki içinde bırakır bizi, öldürmeyi önleyecek ya da yasaya uygun kılacak hiçbir şey yoktur elimizde, hem tehdit ediyor, hem tehdit ediliyoruz, tümüyle yoksayıcılık sıtmasına tutulmuş olan çağ, sürükleyip götürüyor bizi ardından, gene de yalnızız, silahlarımız elimizde, gırtlaklarımız kupkuru.