Halbuki Muazzez' e karsi olan hisleri busbutun baskaydi. Onu haricte bir mevcut , yabanci ve baska bir insan olarak dusunmuyor; kendisinin bir parcasi, kolu , gozu ve yuregi olarak tasavvur ediyordu. Burada begenmek veya begenmemek , sevmek veya sevmemek , hayran olmak veya kucuk gormek bahis mevzu olamazdi; cunku boyle seyleri bir kere bile kafasindan gecirmis degildi. Muazzez'e dair icinde uyanan ve şuuruna varan his, onun kendisinden koparilmasi ihtimalina karsi duydugu muthis bir aci oldu.
Hayatta hicbir sey ona kiymetli gorunmemis,pesinden kosmak,erismek, sahip olmak arzusunu vermemisti. Etrafina daima bir yabanci gozuyle bakmis,hicbir yere baglanmak arzusu duymamis, bu yalnizliginin gururu icinde memnun olmaya calismisti. Simdi ilk defa bir sey istiyor, hem de korkunc bir siddetle istiyordu. Fakat nicin bu istek bir imkansizlikla beraber gelmisti? Nicin hayatinin bu en buyuk arzusunu, simdiye kadar belki yine icinde,fakat en gizli yerlerde sakli duran bu arzuyu, hapsedildigi yeri parcalayarak ortaya cikar cikmaz, öldürmeye mecbur kaliyordu?.. Nicin? Kimin icin?...