Ölü Canlar’a başlarken kitabı ağır, sıkıcı ve yalnızca eski Rus bürokrasisini anlatan bir klasik olarak gördüğümü itiraf etmeliyim; “ölü can” kavramı bile bana ilk anda soğuk ve itici gelmişti. Ancak okudukça Gogol’ün yalnızca bir hikâye anlatmadığını, bir toplumun ruh hâlini hiciv yoluyla açığa çıkardığını fark ettim. Çiçikov’un kâğıt üzerinde hâlâ yaşayan ama gerçekte ölmüş köylüleri satın alma fikri, insanın gerçek değerinin değil, resmî kayıtlardaki karşılığının önemsenmesini simgeleyen güçlü bir metafora dönüşüyor. Çiçikov’u sevmek zor olsa da onun bireysel bir kötülükten çok, çürümüş bir sistemin ürünü olduğunu görmek kitabı daha anlamlı kılıyor. Gogol’ün yer yer ağırlaşan betimlemeleri, anlatılan ahlaki boşluğu ve durağanlığı bilinçli biçimde hissettirirken, romanın tamamlanmamış sonu da bu çöküş duygusunu pekiştiriyor. Başta önyargıyla yaklaştığım bu eser, sonunda neden klasik kabul edildiğini hissettiren, insanı kendi toplumuna ve değer anlayışına dönüp bakmaya zorlayan derin bir okuma deneyimine dönüştü. Ölü Canlar
Ölü CanlarNikolay Gogol · İş Bankası Kültür Yayınları · 202429,4bin okunma
Bölge kıtlıktan kırılıyor,  fiyatlar almış başını gitmiş, bunlar balo düzenliyor! Ya kadınların hali neydi öyle: sürmüş sürüştürmüş, takmış takıştırmışlar! Hele birinin üstündekiler en az bin ruble tutardı! Nereden geliyor bu değirmenin suyu? Ya köylülerden toplanan haksız vergilerden ya da daha kötüsü, vicdanların satılmasından! Rüşvetler alınıyor, vicdanlar satılığa çıkarılıyor… niçin?
Tatlı gençlik yıllarından, ileri yaşların sert, katı yıllarına giderken tüm insancıl eğilimlerinizi, duygularınızı yanınıza almayı unutmayın, yolda bırakmayın onları, sonra yerlerinden kaldıramazsınız. Hemen ileride sizi beklemekte olan yaşlılık korkunçtur, hiçbir şeyi geri vermez! Mezar bile ondan daha merhametli, daha lütufkardır, “ Burada bir insan gömülüdür.” Diye yazar çünkü mezarın üzerinde; ama yaşlılığın insanlıktan çıkmış soğuk, duygusal çizgilerinde okunacak hiçbir şey yoktur.