Dirlik düzeni bozulmaya başlayınca, tefeci-bezirgân toplumun Osmanlı aydını öylesine yabancılaşmış bu yığına ki, düşman bellemiş yüzyıllar boyu. Sömürmüşler, kırmışlar bu yığını. Sürekli baş kaldırmış o da. Ezmişler, ezilmemiş; kesmişler, tükenmemiş. Ayrı bir dünyada yürütmüş yaşantısını. Küskün, kapalı... Yunus’un yolunu sürdürmüş. Kaygısız, Pir Sultan, adı sanı unutulmuş yüzlercesi... Ahilik, Fütüvvet örgütlerini, Babaî ayaklanmalarını, Alevî, Sünnî kışkırtmalarını biraz inceleyin; çalışan, savaşan, direnen, yine de sürekli sömürülen, kırdırılan bu halktır. Türk halkıdır. Aydın nerde?
Bütün ülke kocaman bir cezaevi! Birisi etmişti bu sözü, kimdi? Nâzım’ın hapisten çıkması sırasındaydı... Demek bizden başkaları için de cezaevi bu ülke... Kimler için? Kimin için değil ki? Çok küçük bir azınlığı çıkardın mı geri kalan herkes için cezaevi. Yalnız kimileri bilincinde, kimileri değil. Acı çektiğinin bile bilincinde değil kimileri!