Benim çocukluk anılarım gereğinden fazla muğlaktı; zaman zaman yaşanıp yaşanmadığından veya gerçekten bir anlamı olup olmadığından emin olamıyordum. Ya da fazlasıyla sahip çıkıp, uydurmaya varan renklendirmelerle dolduruyordum. Ki bu aslında daha kötüydü-en iyisi olduğu gibi,tam olarak hatırlayamadığım bir sanrı gibi bırakmak,asla tamamlanmamış bir aşk ilişkisi gibi…
Hep ya fazla ya da eksik,yalnızca nadir anlarda “tam” olan bir şey.
İçten içe korkum ,sevdiğim birinin bana yabancıymışım gibi davranması. Ya da birinden geri dönüş yolunu bulamayacak kadar dolambaçlı bir yolla uzaklaşmaktı.