Bu kitap, yalnızca bir roman değil; yaşamın katmanlı yüzünü gösteren bir ayna. Cem Kalender, kelimeleriyle hem bireysel yaralara dokunuyor hem de kolektif hafızamızın acılarını tazeliyor. Kayıp Gergedanlar, okuru hem kendi içsel yolculuğuna davet ediyor hem de toplumsal gerçeklerle hesaplaşmaya zorluyor. Felsefi yoğunluğu, acımasız gerçekçiliği ve çarpıcı diliyle bu roman, Türk edebiyatında özel bir yere sahip.
Hem bireysel hem toplumsal hafızaya dokunuyor, okuru bilinçaltının en kuytularına indirirken bir yandan da Maraş Katliamı gibi sert gerçeklerle yüzleştiriyor.
Benim için bu eser, “kayıplarımızı hatırlarken yeniden var olmanın” romanı. Sayfalar arasında dolaşırken insan, hem kendi içindeki boşluklarla yüzleşiyor hem de güzelliklerin ve iyiliklerin paylaşarak çoğaldığı bir dünyaya dair umut kırıntılarını topluyor.
Cem Kalender, “Hayat kurgudan daha acımasızdır” diyerek yola çıktığı bu romanda, gerçek ile kurmaca arasındaki sınırları ortadan kaldırıyor. Kayıp Gergedanlar, bugünün ve dünün; iyilik ve kötülüğün; sevgi ve nefretin iç içe geçtiği bir mücadeleyi anlatıyor. Yazar, Lacan’cı bir bakış açısıyla bilinçaltının derinliklerinde dolaştırırken, okuru toplumsal travmalarla da yüzleştiriyor. Kayıp olan yalnızca gergedanlar değil; aynı zamanda belleğimiz, masumiyetimiz ve umudumuz.2025 yılının favori kitaplarım arasında zirvede yerini çoktan aldı.
“Güçlüydü İnsaf Ana,dirençliydi,cömertti ,biriktirmez paylaşırdı,iyilik yapamadığı gün hasta olurdu. Hayat doluydu,yaşamayı severdi,ahir ömründeydi ama hayatla bağı hiç zayıflamamıştı. Yüzünün asıldığı,öfkelendiği,üzüldüğü vaki değildi . Belki tek kusuru insanları biraz küçümsemesiydi. Onları sıkıcı bulur,karamsar olduklarını düşünürdü.”(sayfa:47)