Aynı şekilde, iki tür insan vardır. Mıknatıslanmış kişiler güven ve inançla doludur. Başarılı olmak ve kazanmak için doğ duklarını bilirler.
Diğerlerinin ise mıknatıs özelliği yoktur. Onlar korku ve kuşkuyla doludurlar. Bir fırsatla karşılaştıklarında, “Ya başarısız olursam? Para kaybedebilirim. İnsanlar benimle dalga geçerler.” diye düşünürler. Bu tür insanlar hayatta pek fazla ilerleyemez ler. İlerlemekten duydukları korku, oldukları yerde saymalarına neden olur.
Çağlar boyunca var olan önemli sırrı keşfeder ve kullanırsa nız, siz de mıknatıslanmış biri haline gelebilirsiniz.
BİLİNÇALTİNIZ KARANLIK BİR ODADIR
Bilinçaltınız sizin büyük karanlık odanızdır. Dışarıdaki hayatı nızın geliştiği gizli yerdir.
Bu nedenle sizi siz yapan şey; adınız, giysileriniz, anne babanız, mahalleniz ya da kullandığınız otomobil değildir. Siz yeraltmdaki o karanlık odanızda şekillenen inançlarınızdan olu şuyorsunuz. Ahlaki anlamda, bilinçaltınız tamamen tarafsızdır; bir alışkanlığı, dünyanın iyi mi yoksa kötü mü gördüğünü umur samaz. Bu nedenle, bilinçaltımıza, yani karanlık odaya olumsuz düşünceler düştüğünde, bu karanlık düşüncelerin günlük dene yim ve ilişkilerimizde ifade bulduğunu görüp şaşırırız. İşin ger çeği, başımıza gelen hemen her şeyde bizim rolümüz vardır.
Dünyanızı değiştirmek istiyorsanız, zihninizi değiştirmeli siniz; içten dışa doğru... Ancak eğer bu karanlık oda kavramını kabul ederseniz, bu süreç hakkında duygulardan arındığınızı mutlulukla görebilirsiniz. Bu fikri benimsediğinizde, hayatını zı değiştirmenin çok zor bir mücadele olmadığını göreceksiniz. Var olan zihinsel imgeleri yenileriyle değiştirmek için ne kadar çaba sarf etmek gerekebilir ki? Bu anlayış, sizin için de olumlu ve kolay bir değişim sürecinin başlangıcı olabilir.
Hayatınızın ilk günlerinden itibaren size aşılanan inanç ve eğilimlerin hâlâ sizinle olduğunu ve hayatınızı yönlendirip et kileme gücüne sahip olduğunu öğrendiğinizde şaşırabilirsiniz. Hepimizin çocukluktan gelen ve uzun süre önce unuttuğumuz inanç ve fikirleri vardır. Bunlar bilinçaltına ait karanlık odanın derinliklerinde saklıdır. Bunu bilmek, neden düşüncelerimizi sağlıklı bir biçimde değerlendirme zamanının geldiğini göste recektir.
Örneğin, bir vantilatörün yanında oturduğunuzda boynunu zun tutulacağına inanırsanız, bilinçaltmız boynunuzun tutulma sını sağlayacaktır. Bu rahatsızlığa neden olan şey,
Etkin bir biçimde istediğini elde etmek mümkün müdür? Gün lük hayatınızın bir parçası olarak dilekte bulunmayalı ne kadar zaman oldu? Acil durumlarda, tehlike ve sıkıntı anında, hasta lıkta, ölüm kapıyı çaldığında, dualar yüreğimizden ve dudakla rımızdan dökülmeye başlar.
Günlük haberleri takip edin. Bütün ülkedeki insanların amansız bir hastalığa yakalanan çocuk, uluslararası barış ya da bir çöken bir maden ocağında kapalı kalan madenciler için dua ettiğini duyarsınız. Sonra, madenciler sağ salim dışarı çıktıkla rında, kurtarılmak için bekledikleri süre boyunca nasıl dua et tiklerini anlatırlar.
Dualar elbette sıkıntı anlarında imdadımıza yetişir. Ancak onu yaşamımızın vazgeçilmez ve faydalı bir unsuru haline getir mek için neden sıkıntı anlarını bekliyoruz? Dileklerimiz, yürek ten istediğimiz sürece karşılık verir.
İnsanlar üzerinde yaptığım çalışmalar beni farklı yaklaşım lara götürdü. Dilemenin gücünü ben de kendi yaşamımda his settim. Ayrıca dilekleri gerçekleşen birçok kişiyle konuştum ve çalıştım. Genellikle işin en zor tarafı, başka birine nasıl istekte bulunacağını söylemektir. Sıkıntıda olan insanlar mantıklı dü şünmekte ve davranmakta zorluk çekiyorlar. Sorunları onları boğuyor; dinleme ve anlama yeteneklerini engelliyor. Kolayca uygulayabilecekleri bir formüle, basit ve net bir kalıba ihtiyaç duyuyorlar.
Pek çok kültürde erkeklerin duygularını dışa vurması bir zayıflık olarak görülür, “Erkekler ağlamaz!” söylemi bu yanlış algının bir sonucudur, oysa erkeklerin de duyguları vardır.