siminays

Alıntı
"Eee sonra ne oldu Müdürüm?” "Önce sana tepkiliydim. Fakat seni dinledikçe önyargım kırıldı ve ardından merak etmeye başladım. Araya her çıkışımızda işleyeceğini söylediğin konu ilgimi çekti. Ben 25 yıllık evliyim ve görücü usulüyle evlendim. Çok mazbut bir aile yapımız var. Bugüne kadar hanımla doğru dürüst bir iletişimimiz, anlattığın gibi bir paylaşımımız olmadı. Saat 18.00 olduğunda eve telefon açar, hanıma 'Sofra hazır mı?' der ve başka bir şey söylemeden telefonu kapatırdım. Eve gittiğimde de sofra hazır olurdu. Yemeğimi yer, kumandayı elime alır ve televizyonun karşısındaki kanepeye uzanır, orada yorgunluktan uyuyakalırdım. Hanım gelir ve 'Kalk adam kalk, yatağına geç, burada uyuma, sabah işe gideceksin!' diyerek beni güçlükle kaldırırdı. Evet, dün geceye kadar böyle bir hayatımız vardı. "Peki, dün gece ne oldu Müdürüm?" “Sen dedin ya dilinizi değiştirirseniz hanımınız da değişir. Önce inanmamıştım ama üçüncü gün şu NLP ile (ilk duyduğumda LPG gibi bir şey sanmıştım) beni onunla ikna ettin. Kendi kendime dedim ki: 'Dur ya , bir dilimi değiştireyim, bakalım bizim hatun bir şeyler değişecek mi?' Dün akşam mesai çıkışı telefonu elime alıp evi aradım. Yine hanım çıktı, dedim ki: "Hayatım, sofra hazır mı canım?" "Yenge ne dedi?" “Birşey demedi, deriiiiin bir sessizlik oldu.” “Eeee!” “Hayatım senin güzel yemeklerini özledim, eve geliyorum, sofrayı kurar mısın canım?" "Karşımdaki sessizlik daha da derinleşti." "Eee!" "Marketten istediğin birşeyler varsa uğrayıp alışverişe gideceğim.” “Eşiniz ne dedi?" "Ne dedi biliyor musun Hocam?" “Ne dedi?” “‘Yanlış numarayı aradınız,’ deyip telefonu yüzüme kapattı. Salondakiler hiç durmadan dakikalarca güldüler. Gülmekten kimisinin göbeği oynuyor, kimisinin de gözlerinden yaş geliyordu.
Sayfa 233
Alıntı
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Olanlar oluyor. Olanlara çoğunlukla karşı konamıyor. Olanlardan aldıklarımız ve olanlarla kaybet tiklerimiz, onların neresinde durduğumuzla il gili olarak tamamen değişebiliyor. Ama işte in san bazen nerede durması gerektiğini de kesti remiyor. Çare anlamaya çalışmakta; izlemekte, dinle mekte, dikkat etmekte. Başımızdan geçenleri, içimize çökenleri, bizi ufacık odalara sokan ve kalabalık sokaklara döken sebepler neyse hep sini anlamaya çalışmak gerekiyor. Çünkü olanlar, anlaşılmak istiyor. Başımıza gelen her şey bize bir şey anlatıyor. Ve biz onları anlayamazsak, her şey yeniden, yeniden yaşanıyor. Biz olanların arkasındaki sebepleri göremediğimiz sürece, yaşanan her şey farklı bedenler, başka şekiller, yepyeni maskelerle gelip tekrar tekrar karşımıza oturuyor. Hayat akıyor sanıyoruz, oysa her şey hep aynı tekerle gin içinde dönüyor. Olanlar, uykusu gelmiş öğrencilerine elindeki tebeşiri karatahtaya vura vura ders anlatmaya çalışan bir öğret men gibi, hep orada olacak. O tebeşir mutlaka çarpacak tahtaya, bugün ya da yarın, seni mutlaka uyandıracak. Olanlar, sen tadına dikkatle bakıp, içindeki baharatı an lamaya çalışmadığın sürece, ne kadar şikâyet edersen et, her akşam aynı tabakla sofrana konacak. Her akşam aynı yemeği yemekten sıkıldığın gün, ne yediğine dikkat etmek aklına gelecek. Bunun kaçarı yok; öğretmeni dinlemek, yemeğin tadını almaya çalışmak şart. Elindeki düğümün tam olarak ne zaman çözülmez hale geldiğini, neden tam da bu zamanda ve neden senin elin de kaldığını anlayamasan da, ipin ucunun nereye vardığını görmeye çalışman şart. Olanlar, oluyor. Olanlara çoğunlukla karşı konamıyor. Olanlardan aldıklarımız ve olanlarla kaybettiklerimiz, olanların neresinde durduğumuzla ilgili olarak tamamen değişebiliyor. Sen anlamaya ve görmeye çalışan
Sayfa 75·Kitabı okudu
Bir daha duyamam sanıyorsun. Söylenecek her şeyi duymuşsun, artık bir tek gü zel cümle kalmamış gibi geliyor sana. Ümitsiz değilsin ama hevesli de değilsin sanki konuşma ya, duymaya, anlatmaya. Sonra hiç yoktan bir şarkı çalınıyor kulağına. Dikkatini veriyorsun, her şey bir anda susuyor. Ne güzelmiş diyorsun, ilk kez duyuyorum. Ne güzelmiş. Dinledikçe dinleyesin, her kelimesini ezberle yip söyleyesin geliyor. Meğer diyorsun, bitmemiş hâlâ güzel sözler. Bir daha sevemem sanıyorsun. Kalbinin her köşesi, aklının her kıvrımıyla sev mişsin, hepsi yorulmuş, tükenmiş gibi geliyor sa na. Hevessiz değilsin ama canın da çekmiyor, ak lina da gelmiyor bir daha o kadar sevmek. Sonra hiç beklemediğin bir anda gözünün ucuna bir ışık çarpıyor. Öyle güzel, öyle parlak ki, bakmaktan ala mıyorsun kendini. Daha önce gördüğün ne varsa hepsini unutuyorsun. Hayatının köşeleri bir anda o ışıkla parla maya başlıyor. Sevdikçe sevesin, unuttuğun ne varsa hep sine baştan inanasın geliyor. İçin haydi diyor, daha bile çok sevelim bu sefer. Seviyorsun da. Diyeceğim o ki, aslında ışıklar sönmez. Güzel sözler, sevecek kalpler, insanın içini ferahlıkla yı kayan sabahlar bitmez. Bu dünya ışıkla, neşeyle, zevkle, aşkla dolu. Kim ne istiyorsa söylesin, güzellikler hiç, hiç bitmez.
Sayfa 73·Kitabı okudu
İnsan nasıl kurtulur? İnsan kendine nasıl derman olur? Belki de cevap geçerken budur: her ne olursa olsun kurtulmak istediği, insan, olduğunu açarak, bildiğini konuşarak, kendine sessizleşerek ve önüne gelen ne varsa uçsuz bucaksız severek kurtulur.
Sayfa 62·Kitabı okudu
Alıntı
İyi hissetmek elbet lazım, ama şart değil. Ben artık anladım. İyi hissetmek ve mutlu olmak benim için artık bir amaç değil, varacak son köy ise hiç değil. Ama "hissetmek" öyle. Varsın biz yaşayalım sadece. Yine edelim dualarımızı, yine şükredelim her sabah uyandı ğımızda. Yine iyiyi kovalayalım, yine güzele dönelim yü zümüzü. Ama madem hayatın türlü türlü hali var, onla rı da görmezden gelmeyelim. Sevinelim, üzülelim, endişelenelim, meraklanalım ve sakinleyelim. Gün gelsin öyle mutlu olalım ki içimizde havai fişekler patlasın. Önce seslerini duyalım, sonra canlı renkleri gözümüze alsın. Başka bir gün olsun, o fazla parlak renkler solsun. Neşemizin balonu bir anda elimizden kaçsın, şekilsizce uçarak gökyüzünde kaybolsun. Gün gelsin, biz bir gün daha gelmeyecek sanalım. Gün gelsin, günler yetmeyecek diye telaşlanalım. Ve umarım bir gün gelsin, iyi ya da kötü, üzücü ya da neşeli, kırıcı ya da yorucu, bakalavalarımızın arasını dolduran her duyguya derin bir minnet duyalım. Çünkü bugün bana sorsan, artık bize bundan öte köy yok.
Sayfa 54·Kitabı okudu