Dinin amacı bize nasıl öleceğimizi değil, nasıl yaşayacağımızı öğretmektir. Ne kadar çabuk akıllı ve iyi biri olursanız o kadar fazla mutluluğa kavuşursunuz.
Dileklerimiz birer yanıcı madde gibidir: Gerçekleşen olayların çakmaktaşı ile çeliği, daima ufak ve anında kaybolan kıvılcımlar yaratır, ta ki bunlar şans eseri dileklerimizin yanıcı maddesine değene dek; bunun ardından bir anda alev alırlar ve umudun ateşi aniden körüklenir.
Bizi hayata bağlayan güçler sizin düşündüğünüzden ya da bu bağların ne kadar güçlü çekilirse çekilsin kopmadığını kendi gözleriyle görmemiş birinin hayal edebileceğinden çok daha güçlüdür. Eviniz olmadığında oldukça sefil hissedebilirsiniz, fakat siz bile yaşayabilirsiniz ve düşündüğünüz kadar sefil olmazsınız. İnsanın kalbi kauçuk gibidir, azıcık havayla bile şişer, fakat aşırısı da onu patlatmaz. Eğer ‘hiçbir şeyden biraz fazlası’ onu rahatsız ediyorsa ‘her şeyden biraz daha az yeter’ onu kırmaya. Bünyemizin dış uzularında olduğu gibi içinde de hayati bir güç bulunur ve onu dışarıdan gelecek darbelere karşı güçlendirir. Onu sarsan her darbe, sonrakilere karşı sertleşmesini sağlayacaktır. Sürekli çalışmanın bir eli nasırlaştırması ve kasların sönüp gitmesine neden olmaktansa güçlenmesini sağlaması gibi, bir hanımefendinin avucundaki deriye zarar verecek bir günlük zahmetli iş, güçlü bir köylünün teninde göze çarpan hiçbir etki bırakmayacaktır.