Tarihin olanak tanıdığı, yaşamı kolaylaştıran herhangi bir şeyi kullanmayı, ama kibirsiz ve mazeretsiz, işe yarar bir şekilde kullanabilmeyi; bu şeyler elde edildiğinde sadelikle elinde tutabilmeyi, gittiklerinde ise onlara ihtiyaç duymamayı; hiç kimsenin ne bir sofist, ne bir küstah, ne de bir bilgiçmiş gibi bahsedebileceği fakat olgun, eksiksiz, dalkavukluğa meyilli olmayan, kendi kendini ve başkalarını yönetebilen bir adam olmayı öğrendim.
Hiçbir şeye şaşırmamayı ve hiçbir şeyden etkilenmemeyi; asla aceleci, üşengeç, şaşkın, kederli, durup dururken sırıtan, ya da tam tersine sinirlenen ya da etrafına kuşku dolu bakışlar atan birisi olmamayı öğrendim. Yardımseverliği, hoşgörülü olmayı ve dürüstlüğü; doğru yola yönelen birinden çok, doğru yoldan çıkarılamayan biri izlenimi vermeyi; günün birinde herhangi birinin, herhangi birine tepeden baktığımı düşünmemesini ve herhangi birinin kendisini benden daha üstün sanmamasını sağlamayı; hoş vakit geçirmeyi belli bir sınır içerisinde tutmayı öğrendim. 
Sürekli değişti adresim. Ait hissetmedim hiçbiryere. Eder gibi yaptım ama foyam çabuk çıktı ortaya. İstanbul’un handiyse her semtinde bir evim oldu. İstanbul’a sığmadım, dünyanın başka başka odalarında, başka başka çekmecelere defalarca yerleştirdim aynı kazakları. Aynı kitapları dizdim başka başka raflara. Başka başka kuaförlere defalarca gösterdim saçımın ne taraftan ayrıldığını. Ekmeğin yanığını bana ayırması için kaç tane bakkalı ikna ettim. Hangi anahtarın, hangi kapıyı açtığını bin kere baştan öğrendim.