Daha önce de söylediğim gibi, hayatımızın en rastlantısal olaylarının da arkasında duran gizli güçten ötürü her olayı gerekli olarak görmeye alışmamız gerekir; kaderciliğin teskin edici bir yanı vardır ve esasında doğrudur.
...Yani şöyle: Olabilecek olan olasıdır. Fakat olabilecek olan, kesin olarak olur çünkü aksi takdirde olamaz. Gerçeklik, olasılığın öncülleri sağladığı bir sonun sonucudur.
Oysa hayatımız hiç de bizim kendi eserimiz değildir, nitekim iki faktörün, birtakım olaylar dizisi ile kararlar dizimizin ürünüdür, öyle ki her iki dizide de ufkumuz çok sınırlıdır ve kararlarımızı uzaktan tahmin edebilmemiz mümkün değildir, olaylarıysa öngörme olasılığımız daha da azdır, bilakis her iki dizide de yalnızca mevcut kararları ve olayları biliriz. Hedefimiz henüz uzaktayken dosdoğru ona gidemememiz, yalnızca tahminler ve varsayımlarla yaklaşık olarak yönelebilmemiz bu yüzdendir. Yani bizi asıl hedefimize yaklaştırdığı umuduyla her an koşullar dairesinde karar vermek zorunda kalırız: Böylece mevcut koşullar ve asıl niyetlerimiz, ayrı yönlere doğru çekilen iki farklı kuvvetle karşılaştırılabilir ve buradan ortaya çıkan diyagonal, bizim hayatımızdır.