Hevesle seçtiğimiz figürler arasında hayalini kurduğumuz, belirsiz bir mutluluğun aldatıcı imgeleri gözlerimizin önünden geçer ve biz bunların aslını boş yere ararız.
Demek oluyor ki soyutlayabilmeliyiz, her meseleyi ona ait olan zamanda düşünmeli, yerine getirmeli, tadını çıkarmalı, ona katlanmalı, diğer her şeyle ilgili olarak endişelenmeyi bir kenara bırakmalıyız– adeta düşüncelerimizin çekmeceleri olmalıdır ki birini açtığımızda diğerlerini kapayalım.
Öfke ya da nefreti kelimelerle ya da tavırlarla göstermek yararsızdır, tehlikelidir, akıllıca değildir, gülünçtür, bayağıdır. O halde öfke ya da nefreti eylemlerden başka şekilde kesinlikle göstermemelidir. İnsan ilkinden tümüyle kaçındığında ikincisini o denli kusursuz yapabilecektir.
Mevcut ânın tadını hep olabildiğince neşeyle çıkarmak: Bu, hayat bilgeliğidir. Oysa çoğu zaman tam tersini yaparız. Gelecek için yaptığımız planlar ve duyduğumuz endişeler ya da geçmişe özlem bizi durmaksızın öyle meşgul eder ki mevcut an neredeyse hiçbir şeyiyle dikkat çekmez ve ihmal edilir. O halde mutluluğumuzun sahnesi, mevcut andır.