Korkmaktan yorulup da dert etmemeye başlamaksa her şeyin sonunu getirecekti sanki. Bir tür isyan olurdu aslında bu, ama o zamanlar adı ihanetti. Her gece yastıklar, her sabah güneş, bütün tarih kitapları, bütün söylenceler, bütün yüzler ve muktedirler hep aynı şeyi söylüyordu bize: “Korkmalısın.”
Sayfa 105 - Rüyalarımız Bizimdir- Perçem U. Yıldızbaş·Kitabı okudu
“Ne zaman öptün?” diyorum biraz öksürdükten sonra.
“Yarın,” diyor ve uzanıp öpüyor dudağımın köşesinden, “ve sonraki gün...” Bu kez uzunca. “Ve ertesi gün de... Hatırlasana,” diyor.
Nasıl unuturum sahi, öptükçe hatırlıyorum.
Tutkuyla beslenmiş bir melankoli yahut mantığı elden bırakmamış bir romantizm gibiydi bu, bir taraftan birbirinden daha rahat ayırt edilirken diğer taraftan giderek daha da karışıyordu yüzleri.
Biliyor musun? Bir insanın boyu, iki kolunu tam açtığında orta parmaklarının birbirine uzaklığı kadarmış. Hani çocuklar sevgisini göstermek için ellerini sonuna kadar açıp der ya “Seni bu kadar seviyorum” diye, demek ki sevmek insanın boyu kadarmış.
Sayfa 53 - Kuşlar ve Gar- Gülizar Aytekin·Kitabı okudu